Her şeyin kutsal bir dokunulmazlık perdesi altına saklandığı Türkiye’de yıkılması gereken öyle çok tabu var ki! Esas değişikliğin kafalarda oluşması gerekiyor. Herkesin zihnine yerleşmiş olan “devlet suç işlemez!” yargısından başlamak belki de en doğrusu. Devlet insanlardan oluşur ve bu insanlar da diğerleri gibi, suç da işleyebilir, hata da yapabilir. Ne var ki devleti yönetenlere sorarsanız, böyle düşünmek ve konuşmak devlet memurlarının, güvenlik güçlerinin, politikacıların; kısacası “devlete hizmet etmiş ve edecek” herkesin şevkini kırar. Bu yüzden işkenceler itiraf edilmez. Bu yüzden dünyanın her yerinde açığa çıkarılan Lockheed rüşvet skandalı bizde örtbas edilir. Ve gene bu yüzden bu ülkenin başbakanlarına yapılmış suikastler gizli kalır. Bütün amaç “devlet” denilen kutsal kavramı korumak. Oysa devlet insan içindir. Devlet eğer, yurttaşların yaşamını kolaylaştırmak yerine onlara hayatı zehir etmek için başlarına dikilmiş ceberrut bir yönetimse, ne saygınlığı kalır ne de güvenilirliği.

Hukuk insanlığın en önemli birikimi. İnsan topluklarının bir arada yaşaması ve haklarının korunması ancak hukuk sayesinde mümkün olabiliyor. Bir anlamda uygarlık, hukukun gelişmesiyle sağlanabilmiş. Ve bu konuda gösterilen çabalar hiç de azımsanacak gibi değil. Babil’de hüküm süren Hammurabi kanunları Bizans’a geçmiş. Jüstinyen kanunları Hammurabi’ye dayandırılmış. Birçok alanda Bizans devlet geleneğini sürdüren Osmanlı, Jüstinyen’den ilham alarak Mecelle’yi oluşturmuş. Bu mükemmel eser, doğrudan doğruya Kuran’da ifadesini bulan aile hukuku dışındaki bütün insan ilişkilerini, din dışı bir hukuka bağlamış. Jüstinyen kanunları aynı zamanda Roma Hukuku’na kaynaklık etmiş. Roma Hukuku da modern Avrupa hukukunun temel dayanaklarından birisi. Dolayısıyla Hammurabi kanunları, Jüstinyen kanunları, Mecelle, Roma hukuku ve modern dünya yasaları arasında kopmaz bir ilişki var. İşte bu tarihsel bağ, “hukukun evrensel ilkeleri” dediğimiz mirası oluşturuyor.

Bugün ne yazık ki Türkiye bir mirasyedi gibi bu gelenekle oynuyor, hukukun evrensel ilkelerini göz ardı ediyor ve hukuksuz bir ortama doğru yol alıyor. Çeteler, devletin yozlaşması, faili meçhul cinayetler, cezaevlerinin yol geçen hanı olması, yargısız infazlar, adam öldürenleri serbest bırakıp duvara yazı yazan gençleri 15 yıl hapsetmek gibi akıl almaz uygulamalar toplumumuzu hızla hukuk devleti ilkelerinden uzaklaştırıyor. Hukuk fakültesi rozetlerinde de yer alan simgede bir elinde kılıç bir elinde terazi taşıyan adalet meleğinin gözü bağlıdır. Çünkü suçu ve cezayı tartıp hüküm verirken, davacı ve davalı arasında ayrım yapamayacak, onları görmeyecek, objektif davranacaktır. Bizde ise adaletin gözü iyice açık. Öylesine açık ki, suç işleyen devlet görevlisine arka çıkıp, yurttaşını mağdur etmeyi bile göze alıyor. Toplum daha çok hukuk talep etmeli, daha çok hukuk, daha etkin hukuk, tarafsız evrensel hukuk!