Ilık bir mayıs günü 14 yaşında bir yeni yetme Ankara’daki evlerinin balkonundan sokağa bakıyor. O gün ihtilal olmuş. Sokağa çıkma yasağına rağmen heyecanlı insanlar sokağa fırlamış. Çocuk ne olduğunu anlayamıyor ama bir zaman geçip de beyaz gömlek giydirilmiş eski başbakanı ipin ucunda sallanırken görünce canı yanıyor.

11 yıl sonra yine Ankara’da 25 yaşına gelmiş olan genci askerler yakalayıp hapse atıyorlar. Ortalık işkenceden kırılıyor. Hangi uydurma suçlama karşısında olduğunu öğrenmesi bile aylar alıyor. Sonunda “Uçak kaçırmışsın!”, “Titrek Hamsi Hücresi adıyla örgüt kurmuşsun!” diyorlar. Acı acı gülüyor.

O genci tekrar tekrar içeri almaya başlıyorlar. Yayınevini kapatıyorlar, dünyasını yıkıyorlar. “Suçum ne acaba?” diye düşünüyor sürekli olarak. “Ben bu devlete ne yaptım da bana hayat hakkı tanımıyor?”

11 yıl sürgünde yaşıyor. Müzik yapıyor, cuntaya kafa tutuyor. Dünyada serbest, Türkiye’de yasak. Mahkemeler mahkemeleri kovalıyor.

1978’de yurda dönüyor, gözaltına alınıyor. Bir iki dost dışında Türk basınında aleyhine yazmayan, onu “vatan haini” olmakla suçlamayan köşe yazarı yok gibi. Yunanistan’la dostluk kampanyaları için uğraşıyor. Yine necip basınımızdan yemediği küfür kalmıyor. Sonra deprem iki ülke arasında bir yumuşama yaratınca bir bakıyor ki meğer herkes Yunanistan’la dostluk istermiş. Dirseği vuran öne geçiyor.

1994’te “mecburiyetten” seçimlere katılıyor. Gazete ve televizyonlar tarihin en ağır linç kampanyasını ona uyguluyorlar. 22 yıl önce İsveç emniyetinde çekilmiş iltica fotoğrafları, devlet tarafından getirtiliyor ve en büyük gazetede manşetten yayınlanıyor. Yine bir iki dost dışında köşe yazarları sanki analarını babalarını öldürmüş gibi saldırıyorlar. Korkunç bir öfkeyle parçalamaya çalışıyorlar. Hem de sağcısı solcusu el ele vererek. İleride başbakan olacak bir şahıs eline bir kaset alıp “Bakın bu adam ordumuza hakaret etmişti” diyerek televizyon televizyon dolaşıyor.

İzmir’de halkın ısrarı üzerine katıldığı Cumhuriyet mitinginde emekli generaller mikrofonunu kesiyor, sesini boğmaya çalışıyorlar. Doğruları söylediği için CHP sitesi, resminin üstüne çarpı çekiyor. “Laik” kesimden ekmek yiyen tekerleme yazarları da ona saldırıyor durmadan.

Aradan yıllar geçiyor: Artık 60 yaşını geçmiş olan adam bir de bakıyor ki; kendisine hayat boyu bu zulmü çektiren herkes aniden “demokrat-darbe karşıtı” oluvermiş. Eskinin cuntacıları pişmanlık gözyaşları döker, herkes cuntaların kurbanlarına sahip çıkar hale gelmiş. Politikanın P’siyle ilgili olmayan ve rahat bir ömür süren yazarlar, sanatçılar, demokrasi mücahidi kesilmiş. Geçimlerini ona buna çamur atarak sağlayan, masum insanların hayatını karartan yazarlar “Biraz huzur istedik” diye yalan söyler hale gelmişler. O zaman anlamış ki bu ülkede hiçbir zaman hakkaniyet yoktur, zulmedenler değişir ama zulmetme geleneği değişmez. Kim gelirse gelsin. Aktörler değişir ama hep aynı oyunu seyrederiz.