Atina...
Saat, sabaha karşı 4.

ABC müzikholünde modern Yunan müziğinin en son örmeklerini dinliyoruz.

Bir kaç yıl önce böyle salonlarda rebetika müziğine, Theodorakis ve Hacidakis'in şarkılarına rastlanırdı.

Yunan müziğinin, sonsuz kederle sınırsız sevinç arasında volan vuran melodileri yayılırdı sahneden.

Şimdi bu melodiler yok.

Genç şarkıcılar, bir tür yunanca rock arayışı içinde.

Bütün özlemleri yunan müziğinin ögeleriyle, Amerikan kültürünü bağdaştırabilmek.

ABC müzikholünde, tuhaf bir hüzne kapıldığımı farkediyorum.

Artık Yunanlılar'da da "melali anlamayan" bir kuşak var ve ben buna "aşina" değilim.

Dünyanın her köşesini kaplayan anglo-saxon etkisi, yerel kültürleri siliyor süpürüyor, renklerini solduruyor ve yerine tek tip bir üniforma giydiriyor.

Anglo-saxon kültürünün de çok güzel yanları var.

İngiliz ve Amerikan romanı, sineması ve müziği, dünyamızı zenginleştiren nice güzel ömekler verdi.

Tutkuyla okuduk, dinledik ve etkilendik.

Ama dünyada bir tek bu kültürün kalması ve diğer bölgelerin binlerce yılda geliştirdikleri birikimlerin yokolması sadece acı veriyor.

XXX

Atina'da gündüz görüştüğümüz genç televizyoncular da bambaşka bir ülkenin insanlan gibiydiler.

Görünüşleri, saçları ve oturuş kalkış biçimlerinin Amerikanlaşması yetmiyor gibi isimlerini de değiştirmişler.

Kartlarında Yorgo yerine George (Core) yazıyor, Yannis yerine John,

Hristo yerine Chris vs.

Demek ki Yunanistan da, aşın derecede kimlik kaybına ugrayan ülkeler arasına girdi.

Oysa bu ülkenin kıskançlıkla koruduğu çok özel bir kimliği vardı. Yaşama biçimlerinden, yemeklerinden ve müziklerinden ödün vermezlerdi.

Geçen ay İspanya'da gördüklerimin tam tersi yaşanıyor burada.

İspanyollar, Akdenizli ve biraz da Arap kimliklerini, sivil toplumun bütün gelişmiş modellerini kullanarak geliştirmişler. Sonuçta bir mucize gerçekleşmiş:

Alman gibi çalışan ve örgütlenen ama Akdenizli gibi yemek yiyip eğlenen bir toplum çıkmış ortaya.

Bu bence dünyadaki en güzel sentez.

Eğer bir fuar organizasyonunda,gelişmiş bir görev bilinciyle saat gibi çalışan insanlar, akşam sarmısaklı Jerez zeytinini katık ettikleri Akdeniz şaraplarını içerek Flamenco söyleyebiliyorlarsa, bundan daha güzel ne olabilir?

Bunun için İspanya çiçek açıyor ve Miro, Picasso, Dali ve Lorca'nın ülkesi olduğunu her gün yeniden kanıtlıyor.

XXX

Aynı imkan Türkiye'nin de elinde, Yunanistan'ın da.

Ege zenginliğini paylaşan bu iki ülke, okyanus aşırı kültürler karşısında yenik düşerlerse dünya çok şey kaybeder.

O zaman da size, sabaha karşı bir Yunan müzikholünde oturup, George olmuş Yorgolara bakarak, "Hey Corc-Versene borç" şarkısını içiniz burkularak hatırlamak kalır.

Ve karşı taraf cevap verir: "Olmaz Maykıl, bende de yok!"

Garçekten de bir şeyi kalmıyor ki zavallının. Maykıl dediği Mihail'e ne versin gariban Yorgo.