Bu yaşa geldim, başımdan bunca olay geçti; hâlâ bazı şeyleri anlamakta güçlük çekiyorum. Bunlardan birisi de yazan, çizen, düşünen, konuşan insanların, takım takım ayrılması ve temsil ettikleri görüşlerin militanı haline gelmeleri. Oysa düşünen insan militan olmaz, adı üstünde; entelektüel, entelekt’ini kullanan insan demektir. Sokak militanından farkı da budur zaten. Her konuyu kendi düşünce ve ahlak süzgecinden geçirir; ölçer, biçer, tartar. Söyledikleri bazen bir takımın işine yarar, bazen başka takımın. Ama bir aydının, buna aldırmaması gerekir. Çünkü o, kısa vadeli politik amaçlara kapılmak, onlara militan olmak için değil; uzun vadeli düşünsel analizler yapmak için bu sıfatı taşımaktadır. Çevreme baktığımda bu niteliğe sahip olanlar görüyorum görmesine; ama ne yazık ki sayıları çok az. Çoğunluk; bir takıma, bir cemaate, bir ideolojiye kapılanmış olmanın şehvetiyle kalemini, bir savunma ya da saldırı kılıcı gibi kullanıyor. Hiç kimsenin hiçbir şeyden kuşkusu yok. Oysa dünya bu kadar da kesin çizgilerle takımlara ayrılmış bir yer değil.
Bu düşüncelerim yeni değil. Yıllar önce sağ ve solun en kamplaştığı dönemlerde bile yazar dururdum: Bu ülkede sanki bir iş bölümü var derdim: Milliyetçiliği savunan yazar insan hakları sorununa gözünü kapatıyor ya da tam tersi oluyor. Sağcılar Ergenekon’a, solcular Alevi kültürüne sahip çıkıyor. Oysa bunların hepsi bizim değil mi? Böyle yazılar yazmak, hiçbir cemaatin seni bağrına basmaması sonucunu doğurur. Senden hep kuşkulanırlar. Ama belki de istenen, aranan şey bu yalnızlıktır. İSKİ olayı patladığı zaman bunu şiddetle eleştirmekten tutun da, CHP’nin MHP’lileşmesine karşı çıkmaya kadar bir çok tavrımın nedeni budur. Hem de bedelleri seve seve ödenerek.
Şimdi de durum aynı: Bazı gazetelerde dostların yazılarını okuyorum: İnsan haklarına, özgürlüklere sahip çıkıp, 301’e karşı durmaları hoşuma gidiyor. Ama laiklik konusundaki hassasiyeti ve AKP icraatlarının eleştirisini de bir başka gazetede bulabiliyorum. Ne var ki onların gündemine de özgürleşme ve demokrasi sorunları girmiyor. Düşünmekle, kendi kendilerine sorular sormakla yükümlü bazı kişilerin; hükümet, türban, 301, ordu, Kürt, Ermeni gibi meselelerde ne yazacağını bir gün önceden biliyorsunuz. Sizi hiç şaşırtmıyorlar.
Uzun lafın kısası; hiçbir takıma dahil olmadan eğriye eğri, doğruya doğru diyen ve en önemlisi, ne söyleyeceğini merak edeceğim insanlar arıyorum.
