Cuma günü, İhsan Sabri Çağlayangil’e ait bir belgeyi yayınlamam üzerine posta kutum doldu taştı. Yurttaşı olmakla gurur duyduğum aklı başında insanların mesajları yanında, aynı havayı soluyor olmaktan utandığım bir sürü horozdan da mesaj aldım.Burada kullandığım horoz benzetmesinin ne kümesle, ne erken ötmekle, ne ibikle ilgisi var. Sadece küçük bir alanda birbiri aleyhine kışkırtılarak dövüştürülen, birbirinin gözünü çıkaran, kan revan içinde bırakan, sonunda birisinin ölü, ötekinin ölümcül hale geldiği horoz dövüşlerindeki zavallı hayvanlardan söz etmek istedim.O dar meydancıktaki hayvanların ne kendileri üzerine oynanan bahislerden, ne dönen paralardan, ne gözü doymaz sahibinin taktiklerinden haberi vardır. Gözü sadece karşısında, kendisiyle aynı kaderi paylaşan zavallı rakibini görür. Onu öldürmek, yok etmek ihtirasıyla atılır ortaya. Çünkü “Beni kim dövüştürüyor?” sorusunu soracak akıldan, idrakten yoksundur.Hadi o horoz, peki insanoğlunda horoz kadar akıl olmamasına ne diyelim.İki gündür yağan mesajlardan bazıları diyor ki: Mustafa Kemal vampirdir. Hitler, Saddam ve Kaddafi’den daha kan içicidir. Nasıl olur da onu savunursun. Hesap zamanı geldi. Bu devleti yıkacağız.Öteki horozlar ise tam tersi görüşte: Sen nasıl olur da Seyit Rıza gibi bir caniyi acınacak hale sokarsın. Kürtleri siz kışkırttınız, hepsini yok edeceğiz.Bunlar da benim Kemal’den fazla Kemalciler dediğim kesim.Yayınladığım ise tarihi bir vesika. Ona kimsenin baktığı yok, herkes öküz altında buzağı aramakla meşgul.Bakın horoz kardeşler. Anladım ki sizi iyice kan tutmuş, laf söz dinleyecek haliniz yok. Ama son bir kez size bazı gerçekleri hatırlatmak istiyorum.Eniştem beni neden öptü?2006 yılında rahmetli Ahmet Ertegün, beni ve birkaç dostu Henry Kissinger’la birlikte bir balık lokantasına davet etmişti. Orada Kissinger dedi ki: “Her sabah Osmanlı haritasına büyük bir hayranlıkla bakıyorum.”Kissinger denen adamdan hiç hazzetmem ama ağzından gerçeği duymak için sordum: “Çünkü” dedi, “Osmanlı, İslâm dünyasını nasıl idare edeceğini bulmuş. Şii, Sünni ve Kürt eksenlerine bölmüş!” Ve ben içimden “Eyvah!” dedim, “Demek ki önümüzdeki yılların senaryosu bu.”
11 Eylül saldırılarıyla şaşalayan Amerika’nın İslâm karşısında benimsediği strateji budur işte. İslâm’ı, kendi içindeki tarihi düşmanlıkları kaşıyarak, birbirine karşı çarpıştırmak ve içerden çökertmek.Arap baharı diye alkışlanan işlerin özü de budur.Bir yanda İran, Suriye hükümeti, Irak Şiileri ve Hizbullah, öteki yanda Sünni İslâm. Önümüzdeki savaşı -ki savaşa gireceğimizden zerrece kuşkum yok, sebebini ayrıca anlatırım- bu eksen belirleyecek.Peki bütün Ortadoğu Sünni-Şii ekseninde cepheleşirken Türkiye gibi önemli bir ülkenin durumu ne olacak?Önce, CHP’nin başındaki Sünni şahıs bir kasetle devrilip yerine bir Alevi geçirilecek ve ülkenin siyasi mücadelesi Sünni-Alevi eksenine oturacak (Aleviler Şiilerden farklı olsa bile).Sonra Sünni Türk hükümeti, Alevi Suriye hükümetine ve dolayısıyla İran’a cephe alacak. Füze kalkanları yerleştirilecek.Bunun kamuoyu ayağının oluşması için de tozlu arşivlerden Dersim meselesi çıkarılacak. Savaşın ve ekonomik sıkıntının eşiğindeki Türkiye, 1937 Dersim faciasından başka bir şey konuşmaz hale gelecek. Çünkü;Türkiye’nin temel çelişkisi Türk-Kürt ayrımı değildir, Sünni-Alevi ayrımıdır. Kanıt mı istiyorsunuz: Bakın bizde her ailede karışık biçimde Türk ve Kürt bulunur. Milyonlarca Türk-Kürt evliliği yapılmıştır ama Alevi-Sünni evliliği parmakla gösterilecek kadar azdır. Hatta iki tarafın da böyle bir işe kalkışan çocuklarını öldürdüğü görülmüştür.Biliriz ki sosyolojide asıl ayrım, karışık evilik yapılmayan gruplar arasındaki ayrımdır.Bu temel çelişkiyi kaşımak isteyen çok oldu. Eğer tarihe giderseniz Aleviler, Yavuz Sultan Selim tarafından katledildi. Murat Paşa “kuyucu” lakabını, kestiği Alevileri kuyulara doldurttuğu için aldı. Dersim faciasında ocaklar söndü. Daha yakın zamanlarda Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi Mahallesi’nde Alevi katliamları yapıldı. Ama Alevi kesiminin büyük olgunluğu, olayların yurt sathında bir Alevi-Sünni iç savaşına dönmesini önledi.Şimdi amaç budur. Bütün İslâm dünyası gibi Türkiye’de de bir mezhep savaşı çıkartmak.Tabii horozlar, her zaman olduğu gibi kendilerini ortaya atan sahiplerini görmeyecek ve sonsuz bir öfkeyle hemcinslerinin üstüne atlayacaklar.Birinci Dünya Savaşı’nda oynanan oyun da aynen buydu. O dönemdeki petrolün % 55’ini topraklarında bulunduran Osmanlı’yı yıkmak için imparatorluk unsurlarını etnik ve dini çelişkilerle birbirine düşürdüler. Sonunda pastayı paylaştılar ama zavalı horozlar hâlâ birbirine kin gütmekle meşgul.
Bana mesaj yollayan horozların çoğu ortalarda yokken, bu zalim düzen bizi haksız yere hapsediyor, işkenceden geçiriyor, arkadaşlarımızı öldürüyordu. Sivas’ta, Gazi Mahallesi’nde, ölüm oruçlarında ezilenlerin yanındaydık ve yine olmaya devam edeceğiz. Ama bütün bunlar horoz olmamı ve bu ülke çöktüğü zaman hepimizin altında kalacağı gerçeğini görmemi engellemiyor.
Hiçbir zor dönemde ortalarda görünmeyen, bedel ödemeyen, işler karıştığında büyük bir ihtimalle yine araziye uyacak olan “internet kahramanı horoz”lara bir hediyem var.Bu hediye ne mi?Köroğlu’nun yıllar önce onlar için yazmış olduğu bir şiir: Köroğlum der ki kalmışım naçar/ Serçenin gönlünden şahinlik geçer/Şahini görünce ormana kaçar/Gider tenhalarda kahraman olur. Siz “tenhalar”ı, internet diye okuyunuz lütfen.
