İçişleri Bakanı, Yavuz Donat'a
diyor ki: "Bunlar daha pis-
liğin binde biri!"
Ve devam ediyor: "Ortada
haksız kazanç var, illegal edini-
len servetler var. Türkiye bu iş-
lerin aydınlatılmasını istiyor!"
Bakanın bu sözlerine kimsenin
en ufak bir itirazı olamaz. Türkiye
bir yolsuzluk cenneti haline geldi.
Televizyonların ana haber bül-
tenleri, ortaya çıkan yolsuzlukları sı-
ralamaya yetişemiyor.
Hafızamıza çakılan görüntüler
DGM'ye, Emniyet'e götürülen ke-
lepçeli insanlarla dolu.
Gırtlağımıza kadar pisliğe batmı-
şız.
Ve İçişleri Bakanı "Daha bun-
lar işin binde biri!" diyor.
Daha o söylemeden de hissedi-
yoruz böyle olduğunu. Karanlık kö-
şelerde ne işler çevrilmiş, ne paralar
el değiştirmiş; şaşırıp kalıyoruz.
Halk artık bir aydınlanma istiyor.
Bize elektronik postayla, mektup-
la, faksla ulaşan okurlarda bir tered-
düt seziliyor: "Acaba bu işler de di-
ğerleri gibi kapatılacak mı? Şim-
di konuşulmakta olan yolsuzluk-
lar beş on gün sonra kapatılıp,
unutuluşun derin kuyusuna mi
terk edilecek? Yoksa gerçekten
temizlenme, arınma, aydınlanma
dönemi mi başlıyor?"
Doğrusu, daha önce yaşadıkları-
mız bu konuda çok umutlu olmamı-
za izin vermiyor ama yine de bek-
lenti içindeyiz: "Belki bu sefer iş-
ler değişir, belki bu kez suçlu
lar cezasını görür."
Adalete susamış olan halkın bu
beklentisi, hepimizi kurban ara-
yışına itiyor. Yıllardır sabırlarıyla oy-
nanmış dürüst insanlar, sonucun bir
an önce alınmasını ve suçluların ce-
zalandırılmasını istiyor.
Roma arenalarında oturan seyir-
ciler gibiyiz. Mecazi anlamda kan
görmek istiyoruz.
Bu durum başka bir tehlikeyi
beraberinde getiriyor: Hukuksuzluk
tehlikesini!
Adalet kavramı; kılı kırk yarma-
yı, delil toplamayı, uzun süren ince-
lemeleri gerektiriyor.
Bunlar olmadan insanların asla-
nın ağzına atılması ve peşinen suçlu
ilan edilmesi çok tehlikeli bir süreç.
Bir insanın suçlu olup olmadığına
ancak bağımsız yargı karar verebilir.
Elbette kuşkular, kanaatler, alınan
ihbarlar da önemlidir ve bir fikir edin-
meye yardımcı olabilir ama kendimi-
zi yargıç yerine koyup, idam kararla-
rı vermemiz doğru değil.
Bir başka tehlike de dezenformas-
yon denilen yanlış bilgilendirme.
İşi iyice karıştırıp, ortalığı toza
dumana boğmaktan medet uman
çevreler ortaya olmadık isimler sü-
rüp kafaları karıştırabilirler.
Eğriyi doğrudan, gerçeği yalan-
dan, hurafeyi delilden ayırmak ba-
ğımsız yargının işi; bizim değil.
Kaç kuşaktır hukukçu yetiştiren
bir evde büyümüş olmanın ka-
zandırdığı deneyimle biliyorum ki
adalet çok zor, çok ayrıntılı ve çok
dikkatli inceleme süreçleri gerektiren
bir mekanizma.
"Vebal almak!" diye bir kavram
olduğunu da unutmayalım.
Bu noktaya dikkat çekmek, yol-
suzluklar aydınlatılmasın ya da
sürüncemeye bırakılsın demek değil.
Olağanüstü yetkilerle donatılmış
ihtisas mahkemelerinin gece gün-
düz demeden yıldırım hızıyla çalış-
masından ve olayları aydınlatmasın-
dan yanayım.
Bunu özlüyor, hatta hükümetten
bunu talep ediyorum.
Ama adalet adalettir, hukuk da
hukuk!
Bu ilkeleri feda edemeyiz.
