Bir yakın arkadaş grubumuz var. Türkiye’deki her arkadaş grubunda olduğu gibi herkes ülkenin başka bir yöresinden. İçimizde İstanbullu da var, Karadeniz kıyılarının çocukları da, Kürt asıllılar da, Rumelililer de.Hepimiz aynı duyarlılığın, aynı ortak kültürün insanlarıyız. Bir arkadaşımız da Yahudi.Bu ülkenin âdetlerini, yemeğini, müziğini ve yaşam biçimini en çok bilen, savunan ve gündelik yaşamına uygulayan arkadaşımız o.Rakı, adabıyla nasıl içilir, sofra nasıl hazırlanır, hangi yemek hangi malzemeden, hangi yöntemle yapılır; hep o bilir.Zaman zaman bu sevgili arkadaşımıza takılır ve “Sen hepimizden daha çok Osmanlısın!” deriz.Ama bu şakada bir gerçek payı vardır.Çünkü bu arkadaşımız 500 yıllık bir geleneğin gücünü bulmaktadır arkasında. Birçok yabancı dil bilmesine rağmen Batı hayranlığına hiç kapılmayan, Türkiye’deki yaşam biçimini bütün dünyaya tercih eden birisidir.Hayatı boyunca yaptıklarıyla Türkiye’nin ekonomisine katkıda bulunmuş, birçok kişiye iş vermiştir.Yardımseverdir.En kritik zamanlarda bile ülkesini savunmuştur.Biz Türkiye’yi eleştiririz, o eleştirmez.Bu ülkenin taşını toprağını, insanını, kültürünü sever ve hepimizden çok yaşatır.
Şimdi bakıyorum, bazıları çıkıp, arkadaşımın da içinde olduğu Türk Yahudilerini dışlamaya çalışıyor.Türkiye Cumhuriyeti’nin bu değerli yurttaşlarını, yabancı bir unsurmuş gibi takdim ediyor.Bunu ancak tarih bilincinden yoksun olan, bu ülkenin geçmişini ve kültürünü hiç mi hiç bilmeyen ırkçılar yapar.Aynı durum Ermeni yurttaşlarımız için de söz konusu.Genç kuşaklar Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını yani Yahudileri, Rumları, Ermenileri “yabancı” sanıyor.Böyle düşünen gençlere rica ediyorum; internette herhangi bir Osmanlı nüfus sayımına baksınlar. Orada Müslüman, Yahudi, Rum, Ermeni Osmanlıların sayıldığını, “Yabancılar” başlığı altında ise ülkedeki yabancıların ayrıca gösterildiğini görecekler. Ayrı dinden olan yurttaşlarımız yabancı değil ki.1915 yılında Galatasaray Lisesi’nin neden hiç mezun vermediğini araştırırlarsa karşılarına çıkacak olan gerçek şudur: O yıl bu lisedeki Müslim ve gayrimüslim öğrencilerin hepsi Çanakkale cephesine gitmiştir ve çoğu orada can vermiştir.Bu arkadaşların Londra’daki Türkiye Büyükelçiliği makamını görmelerini çok isterdim. Duvarda daha önceki büyükelçilerin resimleri asılıdır. Ve yakın zamana kadar bunların hepsi gayrimüslim Osmanlı elçileridir.Atatürk’ün Türkçe konusunda en güvendiği ve en yakın çalıştığı kişi; Dilaçar soyadını verdiği Ermeni asıllı Agop Martanyan’dır.Üniversiteli gençlerimiz, okudukları fakültelerin temelini Almanya’dan gelen Yahudi bilim adamlarının attığını da unutmasınlar.
Sevgili gençler,Irkçılık bu ülkeye felaket getirir. Lütfen okuyun, bakın, araştırın, anlayın.Madem Osmanlı’yla övünüyorsunuz, o toplumun nasıl çok-kültürlü bir yapıya sahip olduğunu öğrenin.Yahudi, Rum, Ermeni mebuslarımızı, devlet adamlarımızı hatta paşalarımızı hatırlayın.Abdülhamit’in baş doktorunun, Thilda Kemal’in dedesi Yahudi Jak Paşa olduğunu, onun cenaze törenine padişahın bizzat katıldığını bilin. “Bohor Akyüz burada medfûndur. Ruhuna fatiha!”, “Zimbul oğlu Samuel Karda burada medfûndur. Ruhuna fatiha!” yazılı mezar taşlarının neyi anlattığını biraz düşünün. İsrail hükümetlerinin uygulamalarıyla, Türk Yahudilerinin birbirinden apayrı şeyler olduğu bilincine varın. Eğer bu ülkeyi seviyorsanız, ırkçılık tuzağına düşmeyin.
