"SÜREKLİ aydınlık için bir dakika karanlık" eylemi 30 Eylül akşamı tekrar başlıyor. Çetelere dokunulmasını isteyen yurttaşlar her akşam saat 9'da ışıklarını karartarak "Temiz Türkiye" özlemlerini dile getirecekler.

Kampanyanın sözcüsü olan Ersin Salman dostumuz, tek başına bu eylemin sonuç almaya yetmeyeceğini söylerken haklı.

Türkiye gibi ülkelerde siyasi irade işe karışmadan hiçbir şey değişmiyor.

Susurluk skandalı sırasında muhalefette olan ve bu yüzden tehditlerle karşılaşıp, burnuna yumruk yiyen Mesut Yılmaz, şimdi başbakan.

Yani devletin bütün bilgileri elinde. Niçin bu mekanizmaları hızla işletip de suçluların yargılanmasını sağlamıyor?

Dokunulmazlık zırhı altına saklanmış olan kuşkulu isimler, bir an önce bu zırhtan yoksun kalmalı.

Meclis'te güvenoyu almaya yetmiş olan çoğunluk, niçin dokunulmazlıklar konusunda aynı birlikteliği gösteremiyor?

Bazı çevreler dokunulmazlıkların kaldırılmasına engel olarak DSP'yi ve özellikle de Hüsamettin Özkan'ın kuşkulu isimleri koruma çabasını gösteriyorlar.

Bu tüyler ürpertici iddia doğru mu?

Demokratik sol olduğunu iddia eden bir siyasetçi nasıl olur da Susurluk rezaletine sahip çıkar?

***

IŞIK karartma eylemine katılan yurttaşlar, siyasete doğrudan müdahale etmeli.

Çünkü Türkiye'deki kurumlar ne yazık ki sadece emir - komuta zincirinden ya da devlet otoritesinden anlıyorlar.

Yüz binlerce kişininin isteği, dileği hiçbir şey ifade etmiyor.

***

GAZETELERDE okuduğuma göre İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu, televizyonlara yazı göndererek şiddet içerikli filmleri çocukların izleyemeyeceği saatlerde yayınlamalarını istemiş.

Bakalım devletten gelen bu isteği dikkate alacaklar mı?

Hatırlarsanız, aynı konuda bu köşede açılan bir kampanyaya, bir ay içinde 400 bin imza gelmişti ve bunlar televizyonlara iletilmişti.

Ama Türkiye'nin düzeninde, İçişleri Bakanı'nın talimatı yanında 400 bin kişinin sözü mü edilir?