1. Seçimle gelmiş olacak 2. Reformcu olacak 3. Amerika’ya yakın olacak 4. İslamcı olacak Bu şartlar size hangi hükümeti hatırlatıyor? Cevap belli. Ama ben bu şartları Türkiye’ye ilişkin bir analizden değil, neredeyse bütün İslam ülkelerine ideal hükümet şeklini tarif eden bir yazıdan aldım. Makalenin yazarı, ünlü ve etkili Amerikalı gazeteci Thomas Friedmann. Birçok İslam ülkesine bu şartlara sahip hükümetler gerektiğine işaret ediyor. Orta Doğu’nun ideal modeli buymuş.
Bu yazıyı okuduktan sonra kafamda birçok şey yerli yerine oturdu. Demek ki Amerika İslam’dan kopuk partilerin iktidara gelmesini doğru bulmuyor. Bunu da İslam dinine âşık olduklarından yapmıyorlar elbette. Bu iktidarların, halkla ciddi çelişkiler yaşayacağını düşünüyorlar. Ama yazı Orta Doğu’daki bazı Arap diktatörleriyle nasıl bu kadar iyi geçindiklerine bir açıklık getirmiyor. Bunun sebebi petro-dolar olabilir mi? Olabilir elbette.
Friedmann’ın yazısı Türkiye’nin geleceğine de ışık tutuyor mu acaba? Bundan sonra İslami duyarlılığa ve yaşam biçimine yakın olmayan hiçbir parti iktidara gelemeyecek mi? Sol partiler bile kendini İslamla yeniden tanımlamaya kalktığına göre uzak bir ihtimal değil bu. Bu açıdan bakınca Ruşen Çakır’ın yazı dizisi daha da bir önem kazanıyor.
Aslına bakarsanız Samuel Huntington’ın dillere pelesenk olan “Medeniyetler Çatışması” Türkiye’nin kendi içinde yaşanmakta. İmparatorluk yıkılıp Rumeli kaybedildikten sonra yerinden yurdundan olan bir avuç Selanikli’nin liderliğinde verilen kurtuluş mücadelesi, Cumhuriyet kurulduktan sonra o Balkan topraklarının ilerici ve neşeli hayatını Anadolu’ya da kabul ettirmek idealiyle devam etti. Ama imparatorluğun batı ucunun yaşam biçimi, Anadolu’nun kapalı gelenekleriyle ve özellikle Mezopotamya kültürü ile hiçbir zaman bağdaşamadı. İki yıl sonra patlayan Şeyh Sait isyanı, bir Kürt ayaklanması değil halifeyi geri isteyen bir yaşam biçimini koruma ayaklanmasıydı. O günden beri de bu çelişki sürüp gitti. Bugün Türkiye’nin batısı ile diğer bölgeleri arasındaki siyasi tercih farklılaşması, tamamen yaşam biçimi ayrımına dayanmaktadır. VEDA filminin alt metninde anlatılanlardan birisi de buydu.
