Geçen hafta Meclis Genel Kurul Salonu’nda oturuyorum. Yanımda milletvekili arkadaşlar var. Diyarbakır’dan kaygı verici haberler geliyor. Hepimiz göz kulak kesilmiş, olayların nereye doğru gittiğini anlamaya çalışıyoruz. Acaba bir süredir devam eden bu olaylar da daha öncekilerin bir devamı mı, yoksa daha mı ciddi bir durumla karşı karşıyayız? Acaba bu ülkenin kuruluşunda omuz omuza savaşmış, birlikte kan dökmüş unsurların artık yan yana yaşaması olanağı ortadan kalkıyor mu? Acaba bir iç savaş öncesinde miyiz? Bir yandan bu sorular beyinlerimizi bir burgu gibi oyarken bir yandan da Meclis kürsüsünde konuşulanlara yoğunlaşmaya çalışıyoruz. Bir milletvekili çıkmış, kulakları sağır edecek bir sesle şiir okuyor: “Bu vatan toprağın kara bağrındaSıra dağlar gibi duranlarındır. “Daha sonra başkaları çıkıyor kürsüye. Meclis Başkanvekili, Genel Kurul’a sunuşlarda bulunuyor. Ama bunların hiçbiri Güneydoğu olaylarıyla ilgili değil. Milletvekili arkadaşlarla bu duruma hayret ediyoruz ve ülkenin bir köşesinde çıkan yangının Meclis’te tartışılmıyor oluşunu yadırgıyoruz.Gördüğünüz gibi bütün ısrarlarımıza ve önergelerimize rağmen Meclis, gençlik ve artan şiddet olgusunu da tartışmıyor. Bu yüzden dün yayınlanan İstanbul Üniversitesi Senatosu bildirisinin hükümeti ve Meclis’i bir an önce göreve çağıran bölümünü, yürekten katılarak okuyorum. Rektör Prof. Dr. Mesut Parlak’in kaptanlığında istikrarlı ve sakin bir seyir tutturan İstanbul Üniversitesi gemisi, bu sefer de ülkeyi güvenli limanlara çekme mücadelesi veriyor. Bildirideki şu satırlara herkesin kulak vermesi gerektiğini düşünüyorum: “Tüm siyasi partileri, siyasi ideolojilerini ve oy kaygılarını bir tarafa bırakarak, gereken bütün önlemleri vakit geçirmeden ve birlikte almaya davet ediyoruz. Cumhuriyet kanunlarının tam ve eksiksiz olarak uygulandığını görmek istiyoruz ve acilen bekliyoruz. Kaynağını göz yaşından, acılardan, olağanüstü fedakârlıklardan, gencecik bedenlerin bu topraklara dökülen kanlarından alan savaşlar sonunda kurulan bu cumhuriyet, bu vatan, bu ülke hepimizin namusudur. Din, dil, ırk, etnik köken ayrımı gözetmeksizin toplumun tüm kesimlerini kucaklayan laik ve demokratik cumhuriyetin, milli ve üniter devletin yaşatılması, geliştirilmesi ve ülkemizin bölünmez bütünlüğü için verilen mücadeleler, tüm varlığımızın temelidir.”