Bir köşeye çekilmiş, dünyadan elini eteğini çekmiş vaziyette ‘Serenad’ adlı romanımı yazıyorum. Ne haber, ne gazete, ne şu, ne bu! Yani ‘çılgın kalabalıktan uzakta’ hali. Ama bazen, gelen e-mail’lere göz atıyorum. Dün okuduğum bir e-mail, beni içinde bulunduğum âlemden, bu âleme geri getirdi. Yüreğim isyanla doldu, dehşete düştüm, sevgili ülkemiz beni bir kez daha derinden yaraladı. ‘Rahşan affı’ diyerek hanımefendiye mal edilen ama aslında Ecevit hükümetinin çıkardığı adaletsiz afta olduğu gibi yüreğim kanadı. Hatırlarsanız o af yasasından önce, hep birlikte yalvarmış yakarmış, ‘yapmayın, etmeyin. Bu günahı işlemeyin. Kıyamete kadar bu leke alnınızdan çıkmaz’ demiştik. Ama buz yüreklerde merhametin m’si bile yoktu. Öğretmen kızıyla birlikte ormana kaçırılan, orada kızına gözlerinin önünde tecavüz edildikten sonra boğulmasını izleyen, sonra da öldü sanılarak terk edilen anne, ekranlarda gözyaşı döküyor ve ‘Ne olur yavruma bunu yapanları salıvermeyin!’ diyordu. Ama saldılar. O anneye ve onun gibi binlerce mağdura acımadılar. Hapisten çıkanlar yeni cinayetler işleyip, nice ocak söndürerek yine cezaevine kondular. Şimdi yine salıveriliyorlar. Bakın okuyucum ne diyor: “Kardeşim 26 Şubat 2005 gecesi, 400 TL maaş için çalışırken, iş yerine gelen 3 kişi tarafından hunharca öldürüldü. 5 yıldır dava sürüyor. Sanıklar suçu itiraf ettikleri ve karar verildiği halde Yargıtay’da yıllarca bekledi. Şimdi tam sonuç almak üzereyken serbest kalıyorlar. Kardeşimin katillerinden biri ‘Rahşan affı’yla salıverilmiş ve gelip kardeşimi öldürmüştü.“
Bu yürek yakıcı tanıklıktan sonra okuyucumuz şunları soruyor: “Beş yıldır büyük bir acıyla mahkemelerde sürünen bizlerin hakları yok mu? Her davada oğlunun katilleriyle yüz yüze gelen babamın hakları yok mu? Dürüst ve masum yurttaşlar için bu ülkede adalet mümkün müdür? Ne yazık ki bu ülke dürüst ve namuslu vatandaşını her fırsatta cezalandırmakta; vergisini vermeyeni, katili, hırsızı, tecavüzcüyü gizli af çıkartarak ödüllendirmekte.“
Son cümle ise şöyle: “Bizler çaresiz ve öfkeliyiz. İnancımızı yitirmiş durumdayız. Bugün ne annemin, ne babamın, ne de resmi duvarda asılı kardeşimin yüzüne bakabildim.”
Ey hükümet, ey yargı, ey barolar, ey hukukçu dernekleri. Niye uyudunuz, niye azılı katiller serbest bırakılana kadar hiç kimsenin sesi çıkmadı. Ey siyasiler; siyaset sadece basında yer alacak sansasyonel hareketler ve sözlerden mi ibarettir. Niçin iş işten geçmeden harekete geçmediniz?
Bu ülke kazayla, tesadüfle, yanlışlıkla, konjonktürle yani binbir türlü bahaneyle hep mi zalimden yana olur? Hep mi katilleri, tecavüzcüleri korur? Bakın; ‘Rahşan affı’ yine başrolde. Bu ülkede hiç mi adalet yok? Ve hiçbir zaman olmayacak mı? Yüreğimizin en derin yerinden bu acılara sebep olanların da başına aynı şeylerin gelmesini mi dileyelim? Hepimiz elimize silah alıp yaklaşanı vuralım mı?
Kestirme yoldan kanaatimi söyleyeyim: Bu ülkede adalet çökmüştür. Adaletin çöktüğü bir toplum ayakta kalamaz, o da çöker. Mecliste koskocaman ‘Adalet Mülkün Temelidir!’ yazıyor. Ülkeyi ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’ yönetiyor. Ama adaletin ruhuna el Fatiha! Bir de hazırladığınız ‘sivil silahlanmayı teşvik’ yasasını çıkarın, silah ruhsatı yaşını 18’e düşürün, herkese 5 silah ruhsatı verin tam olsun. Ondan sonra kim öle, kim kala!
