Önce bir açıklama:
Üst üste birkaç gün bu
köşede yazımın çıkmadı-
ğını gören okurlar, durumu so-
ruyor ve hangi günler yazdığımı
öğrenmek istiyorlar.
Pazartesi dışında her
gün yazım yayımlanıyor ama
son zamanlarda, özellikle cu-
martesi, pazar günleri bizim be-
şinci sayfaya ilan giriyor.
Medyanın bu zor dönemin-
de ilan olmasın demek de doğ-
ru değil.
Bazen birkaç günü bulan
yazı boşluğunun nedeni bu.

★★★

Şimdi gelelim başlıktaki ko-
nuya.
Dünyada kim iyi haber al-
mak istemez ki!
Herkes iyi şeyler duyma,
önümüzün aydınlık olduğunu
işitme ihtiyacı içinde.

“Yalan bile olsa, söyle
tatarağası, hoşuma gidiyor”
misali, gazetelerde hep iç açıcı
haberlerin yazılmasını istiyoruz.
Ama bu işin bir altın denge-
si var: Dengeyi kaçırdığınız za-
man boşluğa düşüyorsunuz.

Cumhuriyetin 78'inci yılın-
da, Türkiye Cumhuriyeti'nin iyi
durumda olduğunu hiç kimse
söyleyemez.

Dünyanın en hasta ekono-
milerinden biri olarak; siyaseti-
miz, toplumsal dengelerimiz,
gelir dağılımımız, değerler siste-
mimiz ağır bir krizin içinde de-
beleniyor.

Bana göre bu kriz hiç de şa-
şırtıcı değil. Son yıllarda yazdık-
larımızı gözden geçirecek bir
araştırmacı, bu çöküşün acısını
etimizde kemiğimizde duyarak
çığlık çığlığa uyarmaya çalıştığı
mızı görecektir.

Ama ne yaparsınız ki, doğru
söyleyeni dokuz köyden kovma
adeti, Türkiye'nin değişmez bir
gerçeği.

Şimdi bakıyorum: Bu duru-
ma düşmüş bir ülkede bile bazı-
ları çıkıp, halka yalan söyleme-
ye çalışıyor.

Sanki herkesin tuzu kuru, si-
yaset de yolu yolunda, ülke iyi yöne-
tiliyor ama ufak tefek bazı ak-
saklıklar var. Bir de şu geçici kriz
tabii... Evvel Allah bunu da at-
latırız yakında, vur patlasın çal
oynasın eğlence mekânlarımız
yeniden açılır, yine üretmeden
çalışmadan, milyonlarca doları
atıveririz cebe.

Kusura bakmayın ama
ben bu yalanı söyleyemem:
Şubat ayından beri yaz-
dığım gibi, bu geçici bir
kriz değil, kalıcı durum!

Türkiye gerçek boyutlarına
küçüldü. Havadan gelen parayı
harcayarak, tüketimde çağdaş-
laşma palavrası sona erdi.

Dünyanın en kolay para ka-
zanılan ülkesi değil artık burası.

Türkiye'de yaşayanlar da en
az Avrupa ülkelerindeki insan-
lar kadar çalışacak, tutumlu ya-
şayacak, alçakgönüllü olacak
ve evrensel değerler sistemini
kabul edecek.

Eğer üç beş kuruş gayrimeş-
ru kazanç ve dış borç sayesinde
efelenir ve "Burası Türkiye;
yok öyle!" diye lumpen övün-
melerine kalkışırsan, dünya seni
yerli yerine oturtup, gerçek bo-
yutunu hatırlatır.

Eğer bir futbolcun, topa vu-
rarak bir fileye soktu diye "Av-
rupa, Avrupa duy sesimizi!"
diye yeri göğü yıkarsan, sonun-
da Avrupa kapısında para ve iti-
bar için yalvarır duruma düşer-
sin.

Aslında Türkiye bunları hak
etmiyor ama ne yaparsınız ki,
lumpenlerin egemenliğine girdi.

Bataklığa gömüldükçe de
kurtulmak için daha lumpenin-
den medet umuyor.

İyi yetişmiş binlerce kişilik
kadrolarını dışlayan ve cahil si-
yaset bezirgânlarıyla, lumpenle-
re bel bağlayan bir ülkede bu
sonuç kaçınılmazdı zaten.

Bakalım ne zaman kurtula-
cağız bunların elinden?