İyimserlik ve kötümserlik tartışmalarının ayyuka çıktığı bu dönemde, münazara alışkanlığını sürdürerek cepheleşmeye gerek yok.
Hepimiz biraz iyimseriz; biraz da kötümser.
Daha doğrusu; bazen iyimser, bazen kötümseriz; kimi zaman da çelişik duygular içindeyiz.
Turgenyev, Dostoyevski, Tolstoy, Çehof gibi büyük yazarların eserlerinde, devrim öncesi Rus toplumunun ıstırap çeken, kıvranan, gerçeği arayan karakterleri büyük bir ustalıkla anlatılır.
O dönemin en belirgin özelliği, zeminin insanların ayaklarının altından kaymakta oluşudur. Değerler sistemi değişmektedir ve bu yüzden insanlar nihilizme sürüklenirler.
Bugün yaşadıklarımızı ve değerler sisteminin altüst oluşunun yarattığı sancıları o döneme benzetiyor ve nihilizmin giderek öne çıktığını görüyorum.
★★★
Ertuğrul Özkök, müziğe çok meraklı bir yazar olduğu için sık sık konserlerden, plaklardan sözeder: Dün de Depeche Mode konserinin kendisine umut verdiğini yazmış.
Konserlerin insanları nasıl yeniden yarattığını iyi bilenlerdenim.
Efes, Aspendos gibi tiyatroları dolduran on binlerce insandan yayılan elektrik ya da Ankara Hipodromu'ndaki yarım milyon kişinin hep bir ağızdan şarkı söylemesi insanın kanını tutuşturur, nefesini keser.
Türkiye'de olumlu, uygar, temiz, çağdaş, duyarlı milyonlarca insanın yaşamakta olduğunu somut olarak görürsünüz ve bu kitlelerden size doğru esen bahar yeli, ülkenize duyduğunuz güveni tazeler.
Varoluşunuzun kaynağı olan anayurdunuzu, ana dilinizi, şairlerinizi ve bu çilekeş, güngörmüş, badireler atlatmış halkı gönlünüzün derinliklerinden kopan bir saygıyla selamlarsınız.
İmparatorluklar kurmuş bu insanların ülkesinin her güçlüğü yeneceğine inancınız tamdır o anda. Siz de kanatlanmış uçuyorsunuzdur.
★★★
Sonra herşey biter, meydanlar boşalır, yüz binlerce insan çöp bile bırakmadan bir kelebek kanadı kadar zarif biçimde evlerine dağılırlar.
Ve ertesi gün olur.
Sabah gazeteleri alırsınız, akşam televizyonları izlersiniz, siyasilerin nutuklarını dinlersiniz.
Ortalık yine birbirinin kanına ekmek doğrayacak kadar öfkeli, arkadaşlarının yollarına mayınlar döşeyecek kadar ihtiraslı insanlara kalmıştır.
Hamasi nutuklar altında binbir dalavera çeviren, doğru söyleyenleri baskı altına alan, ezen, sindiren, parçalayan bir barbar düzen egemenliğini sürdürmektedir yine.
Ancak konserlerde, kitap fuarlarında ve toplumsal protestolarda biraraya gelen milyonlarca uygar insan, evlerine kapanmıştır artık.
Ve ortalık, ülkeyi bir kovboy kasabası gibi işgal eden zorbalara kalmıştır.
O zaman kendi kendinize sormaya başlarsınız: Peki bu durumda iyimser misin, kötümser mi?
İki ruh durumu arasında bir sarkaç gibi gidip gelmek başınızı döndürmektedir.
Kendinize dersiniz ki:
Aslında sen bir iyimsersin ama bu düzene muhalefet etme refleks ve duyarlılığını yitirmeyen bir iyimser.
Yani iyimser muhalif.
