Artık hiçbir şey eskisi gibi ol-
mayacak deniliyor:
Yepyeni bir döneme girmi-
şiz.
Dünya, alışık olmadığı türde
savaşlarla sarsılacakmış.
Bunların hepsi doğru olmasına
doğru ama ben yine de "yepye-
ni" ve "alışılmadık" şeyler göre-
miyorum bu işte.

Belki silahların türü değişiyor,
savaş biçimleri farklılaşıyor, tekno-
lojik ilerleme yeni katliam biçimle-
ri ortaya çıkarıyor ama, işin özü
hep aynı.

Kabil Habil'i öldürdüğünden,
yani insanoğlu denilen yaratık,
kardeşinin kanını toprağa döktüğü
ilk günden beri aynı anlamsız, saç-
ma ve zalim alışkanlık sürüp gidi-
yor.

Hiçbir canlı türü birbirini yok
etmezken, insanoğlu kitle halinde
öldürmelerden zevk alıyor.

Bugün olup bitenlerin gelip
geçmiş bütün savaşlardan ve sa-
botaj faaliyetlerinden biçim dışın-
da hiçbir farkı yok.

Vebadan ölmüş askerleri man-
cınıkla, kuşatma altındaki şehirlere
atan ve büyük veba salgınlarına
yol açarak milyonlarca kişiyi öldü-
ren ordular daha mı insaflıydı sa-
nıyorsunuz?

Girdikleri şehirlerde taş üstün-
de taş, omuz üstünde baş bırak-
mayan, çoluk çocuk demeden kı-
lıçtan geçiren ve sonradan bütün
bunları kahramanlık destanı ola-
rak çocuklarına öğreten bir canlı
türü insanoğlu.

New York'taki akla ziyan deh-
şet de bir Bektaşi nefesinde iki di-
zede özetleniveriyor sanki:

"Kabil Habil'i öldürdü- Or-
ta yerde bu kan nedir?"

Ve bugün Kabil'in kanlı mirası
Başkent Kabil'i vurma noktasına
kadar geldi.
Bakalım yarın nerelere geline-
cek?

Savaşların değişmeyen bir kuralı
da, masum insanların ölmesi.
Tarih boyunca böyle oldu,
bundan sonra da böyle olacak.
Dünya Ticaret Merkezi kulele-
rinde binlerce masum insan öldü.
Şimdi de Asya kıtasında ve Or-
tadoğu'daki masumların kanı dö-
külecek.

Arthur Köstler 6 Ağustos
1945'i insanoğlunun yeni mi-
ladı ilan etmişti.

Çünkü bu tarihte insanoğlu
atom bombasıyla, bu çapta büyük
bir kitle imhasını gerçekleştirmişti.
Köstler korkuyordu: İnsanoğ-
lunun garip doğasından ve birbiri-
ni öldürme hırsından dehşete ka-
pılıyor ve geleceğe karamsar göz-
lerle bakıyordu.

Zaten bu vahşete dayanama-
dığı için canına kıydı.

İnandığı ve Janus adlı kitabın-
da savunduğu bir başka tez ise,
insanoğlunun milyonlarca yıllık
evrimi içinde bir takılma olduğu
ve insan beyninde bir bozukluk
oluştuğu idi.

Yani insan türü, beden gelişimi
ile paralel bir zihni-ahlaki gelişim
gösterememişti.

Gelin de bu büyük ustaya ve
vicdanlı filozofa hak vermeyin!