Sevgili dostlarım Zeynep Oral ve Doğan Hızlan’ın Aspendos’taki muazzam konserle ilgili heyecanlı hallerini görünce orada olamadığıma hayıflandım. Aspendos gibi baş döndürücü bir mekanda Zubin Mehta, Berenboim ve Viyana Filarmoni biraraya geldiğinde nasıl bir büyü oluştuğunu kestirmek zor değil. Ama tahmin etmek değil yaşamak lazım elbette.

Bence Zubin Mehta bir sihirbaz zaten, parmaklarında bir sihir var. Orkestrayı yönetirken sanki ellerinden çıkan görünmez iplikler her müzisyeni ona bağlıyor. 2000 yılında buna yakından tanık oldum. Millenium Konseri’nde Moskova Senfoni Orkestrası’nı Zubin Mehta yönetecekti. Programda naçizane benim de bazı çalışmalarım yer alıyordu. Daha önce istek üzerine partisyonları Moskova’ya göndermiştim ve orkestra sözüm ona prova yapmıştı. Sözüm ona diyorum çünkü Paris’te Salle Pleyel salonunda onları dinlediğimde her şey dökülüyordu. Ne birliktelik, ne entonasyon, ne tuşe, ne ifade. Hepsi hak getire. Biri dağda, biri bayırda. O gün Zubin Mehta özel uçakla Münih’ten gelmişti ve orkestrayı ilk kez çalıştıracaktı. Orkestranın dökülen icrasından sonra göz göze geldik. Ben artık her şeyden umudumu kesmiştim çünkü bu kadar kısa zamanda icranın düzelmesine imkan yoktu. Büyük şef bana “Merak etme” der gibi göz kırptı ve orkestrayı hiç kimseyi kırmadan, incitmeden ama müthiş bir otorite kurarak çalıştırmaya başladı. Yaylı gruplarını, nefeslileri, vurmalı çalgıları tek tek ele aldı. Sonra bana dönüp tempoyla ilgili fikrimi sorma nezaketini gösterdi. Sonra eser onun yönetimi altında çalınmaya başlandı. İşte o anda Zubin Mehta mucizesini, büyük orkestra şeflerinin nasıl birer sihirbaz olduklarını daha derinden kavradım. Yüz müzisyen Mehta’nın ellerine kilitlenmişti. O eller her müzisyenin yüreğinin derinliklerine ulaşıyor, orada gizlenmiş olan gerçek müzikaliteyi bulup çıkarıyordu. Biraz önceki dağınık müzisyenler gitmiş yerine müthiş bir uyumla çalan, tekniği elden bırakmadan ifadeyi ön plana çıkaran ve aydınlık bir su gibi çağıl çağıl akan bir orkestra gelmişti. Bu tek prova yetti. Zubin Mehta, hayranlık dolu bakışlarımız ve teşekkürlerimizden sonra başka bir esere geçti. Orkestra yine onun yönetiminde UNESCO salonundaki konserde de aynı başarıyı gösterdi. Hani bazıları hâlâ “değnek sallayan” şefin ne işe yaradığını soruyor ya; işte böyle bir işe yarıyor. Müziği yorumlayarak, yeniden yaratıyor.

O konsere, Zubin Mehta’ya sormadan kanun sanatçısı Halil Karaduman’ı da götürmüştüm. Provadan önce Mehta’ya “Maestro, kanun adlı bir çalgımız var. Bu da virtuoz Halil Karaduman. İzin verirseniz onun da benim bölümümde çalmasını istiyorum” dedim. Zubin Mehta, kanunun tellerine umutsuz gözlerle baktı ve “Ben bir kere Ravi Şankar’la bir konser vermiştim. Sitarın akordu neredeyse bir gün sürmüştü. Vakit çok dar” dedi. Ben de “Bir deneyin maestro. Öyle olmayacak” diye ısrar ettim. Nazik insan beni kırmadı ve Halil, Moskova Senfoni Orkesatrası’nın önünde, Mehta’nın soluna oturdu. Mehta, kanunu daha ilk notalardan itibaren fark etti ve Halil’in kendisine ne kadar yardımcı olacağını anladı. Gerçekten de kanun, orkestrayı sürükledi. Provadan sonra Zubin Mehta, kanunu inceledi, tebriklerini iletti ve “Otello operasında mandolin yerine bu müthiş çalgıyı kullanmalı” dedi ve gülümseyerek ekledi: “Nasıl olsa konu da Kıbrıs’ta geçiyor. ”Aspendos konserini okurken bunları hatırladım. “Büyülü İnsanlar” Sevgili Zeynep Oral, geçenlerde Uluslararası Basın Enstitüsü’nün “Diyalog için Basın Özgürlüğü” ödülünü aldı. Bir ömür boyu sanattan, emekten, hümanizmden yana dimdik duruşuyla bu ödülü onun kadar hak eden bir insan bulmak zordur. Dün elime Cumhuriyet Kitapları’ndan yayınlanmış yeni bir kitabı geçti. Adı “Büyülü İnsanlar.” Zeynep Oral arka kapakta diyorki: “Günümüzde her şeyin satılık olduğu ya da öyle sanıldığı; emeğin, yaratıcılığın değer olmaktan uzaklaştırıldığı, sanatın her geçen gün magazinleştiği; popülerlik adına halk dalkavukluğunun alkışlandığı; şan şöhret uğruna her yolun mubah olduğu; değer ölçülerinin ‘reyting’ ve sansasyonla ölçüldüğü; tüketim arsızlığının revaçta olduğu bir ortamda, bu büyülü insanlara çok şey borçlu olduğumuza inanıyorum.” Bu sözlerin üstüne ne söylenebilir ki! Ödül ve kitap kutlu olsun sevgili arkadaşım. NOT: Kanunlarla başımızın dertte olduğu bu dönemde pazar yazısını başka bir “kanun”a ayırmış olmam yadırganmasın. Ben hâlâ bu sorunun çözüleceği ve tutuklu milletvekillerinin Meclis’te yerlerini alacağı umudunu taşıyorum. NOT: Mehmet Ali Birand dostumun ameliyatının iyi geçmesi hepimizi sevindirdi. En kısa zamanda sağlığına tam olarak kavuşmasını bekliyoruz.