Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş/ Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar/ Geçen eyyâm-ı nev-bahârı arar/ Seksen yıl önce İstanbul’a düşen kar/ Cenap Şahabeddin’e bu şiiri yazdırmıştı. Mısralarda müzik ritmini arayan şairimiz;”Bir beyaz titreşim, bir dumanlı uçuş/ Eşini yitiren bir kuş gibi kar/ Geçen ilkbahar arar” diyordu.O zaman ne televizyon vardı bu şehirde, ne belediyenin bunca uyarısı, ne milyonlarca insan, ne de bu kadar otomobil.İnsanlar kara bakıp şiir yazıyorlardı.Bugün ise beyaz kar kırmızı alarm yaratıyor. Sanki bir savaş var gibi uyarı üstüne uyan yayınlanıyor.Oysa kardır, yağar. Bu iklimde yağması değil yağmaması gariptir.Doğu Anadolu her zaman kar altındadır, hem de eksi kırk dereceleri görerek.Buna rağmen “Kar Anadolu’nun yorganıdır” denir ve bereketli sayılır.

Seksen yıl önce Cenap Şahabeddin İstanbul’da yağan kara bakıp şiir yazıyordu.Bugün biz alarmla uğraşıyoruz.Acaba seksen yıl sonra yağan karı İstanbullular nasıl karşılayacak?İçlerinden şiir yazan çıkacak mı?Kar tanesini bir dumanlı uçuş olarak mı görecekler, yoksa yine kırmızı alarm mı ilan edecekler.O zamana kadar belki de 25 milyon olacak şehrin nüfusu.Tekirdağ’la ve İzmit’le birleşmiş devasa bir metropole dönüşecek.O dönemin insanlan yine yollarda kalacak, yine üşüyecek, yine yaz günlerini özleyecekler.Kış günlerinde yine evlenecekler, yine çocukları olacak, yine hastalanıp ölecekler.Yine kavga edecek, yine birbirlerini yiyecekler.Şu anda kavga edenler ise kar altında sonsuz bir susuşu sürdürecekler.Şimdiden bunu kavrayıp da kavga etmeden, çırpınmadan, “Ben senden üstünüm!” çiğliğine düşmeden, gökten süzülen kar tanelerini seyredip Cenap Şahabeddin şiirini hatırlamak ne güzel olurdu.”Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş”Değil mi?