Kendimi yokluyorum; güncel konularda yazmanın içime tuhaf bir sıkıntı verdiğini seziyorum.Neden böyle?Nihayet, bu yazıları size ulaştıran gündelik bir gazete ve her sayısının ömrü 24 saat. Elbette güncel olayları ele alacak, akşam eskimiş olacak, varlık nedeni bu.İyi ama güncellik niye sıkıyor beni?Düşüne düşüne bu sorunun cevabını buluyorum.Cevap: Sysphos Efsanesi.Bilirsiniz, Albert Camus’nün de yazdığı bu Grek efsanesinde Sysphos, tanrılar tarafından çok ağır bir cezaya çarptırılır. Her gün, çok büyük bir kayayı iterek dağın başına çıkarır. Asıl ceza o noktada başlar. Çünkü tepeye ulaşan kaya tekrar aşağı yuvarlanır. Sysphos ertesi sabah kayayı tekrar itmeye başlayacaktır. Akşam kaya tekrar yuvarlanacaktır. Ve bu ceza sonsuza kadar sürecektir.Bu ülkede hepimiz birer Sysphos’uz aslında.
Bugün Türkiye’nin başını ağrıtan konuları, kırk yıl önce düzeltmeye çalışmadık mı?Çalıştık.Çok kültürlülük dedik; sol, yoksul kesimlere eğilen gerçek bir sol olmalı dedik, solun milliyetçilik yapması felaket getirir dedik, Kürt meselesine kültürel haklar bakımından yaklaşan barışçı bir çözüm dedik, Kürt asıllı yurttaşlarla PKK’yı ayırmalı dedik, Ermeni sorununda başımızı kuma gömmeyelim dedik, faili meçhuller bu ülkeyi çürütür dedik, Yunanistan’la ve bütün komşularımızla dost olmalıyız dedik, siyasi kamplaşmaları önleyelim dedik, Nâzım Hikmet dilimizin büyük şairidir dedik, Arabesk TRT’de yasak olmamalı dedik, darbeler bu ülkenin belini büktü dedik, Evren birçok felaketin başlangıcıdır dedik, Menderes ve arkadaşlarının idamı zulümdür dedik, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı zulümdür dedik, işkenceler insanlık suçudur dedik, kültür önemlidir dedik, Aleviler tarih boyunca olduğu gibi bugün de haksızlığa uğruyor dedik, gladio-kontrgerilla, Susurluk yok edilmeli dedik, CHP milliyetçiliğe kayarak bu ülkeye kötülük ediyor dedik, AB bizi tam üye yapmayacak dedik, buna rağmen AB bu ülkenin en büyük umududur, özel bir ortaklık anlaşması yapılmalı dedik, devlet adına kurşun atanlar cezalandırılsın dedik, bin yıldır Müslüman olan bu halkı Vahhabi yapmaya çalışmak yanlıştır dedik, siyaset yüzünden türbanlılara zulüm yapılmamalı dedik, Mustafa Kemal gerçekçiliği Enver Paşa milliyetçiliğine tercih edilmeli dedik, İttihat Terakki geleneği kurutulmalıdır dedik; dedik, dedik, dedik, dedik, dedik.Kısaca daha dünyalı, daha uygar, insan haklarına saygılı, gelir dağılımını dengelemiş, çevreyi koruyan, hayvanlara zulmetmeyen, inanca saygılı, dinin siyasette kullanılmadığı, her sabah insanların birbirine günaydın dediği bir Türkiye’nin düşünü kurduk.Bunların hangisi yanlıştı?Hiçbiri.Peki biz bütün bunları kırk yıl önce gördük diye mi bunca itilip kakıldık, hapse girdik, sürgüne gittik, mahkemelerle uğraştık, basının önyargılı linç girişimlerine uğradık?Hani Temel’in mezar taşında yazdığı gibi:“Hastayim dedum dedum inanmadunuz, n’oldi?” Ülke bu urları tedavi etmediği için hastalandı, kamplara ayrıldı, birbirine düştü, çürüdü, kokuştu.İşte bu yüzden güncel yazılardan yoruluyorum.Kendimi tekrar ediyormuşum gibi geliyor.
