Ödüller sanatçıları sevindirir elbette. Bu konuda iki yüzlülük etmeye gerek yok. Hangi insan yaptığının takdir edilmesinden, ilgi görmesinden hoşlanmaz ki! Başka ülkelerden, başka uygarlıklardan gelen ödüller de önemlidir. Ama bu işin ön şartı; kendi halkınızın size sahip çıkmasıdır. Eğer siz kendi halkınızda yoksanız, dünyada da var olamazsınız.Belki bir süre sansasyonel başarılar kazanırsınız ama zaman bunları siler, unutturur. Bugün Amerika’da, Fransa’da, İngiltere’de halka, bir zamanların en çok dinlenen yabancı şarkıcılarını, en çok okunan yabancı yazarlarını sorun; hiç kimse hatırlamaz. Her taş yerinde ağırdır. Bu yüzden, kendi ülkenizde kök salmış ve onun mayasına, harcına karışmışsanız; sizi kimse yok edemez. Bugün dünya Yunus Emre’yi tanımıyor, Hacı Bektaş’ı bilmiyor, Karacaoğlan’ı duymamış diye bu büyük yaratıcılar değersiz mi? Elbette hayır! Sait Faik okumamış, Hafız Burhan dinlememiş olmaları, bu sanatçılarımızın değerini düşürür mü? Elbette düşürmez.Dolayısıyla; her sanatçı önce kendi topraklarında, kendi halkının bugününde ve yarınında var olabildiği ölçüde değerlenir.Yabancı ülkelerin takdiri iyidir hoştur ama gelip geçicidir.
Zaten dış ülkelere sizi taşıyan da yine kendi halkınızdır. Eğer bir sanat eseri, kendi ülkesinde yaygınlaşmasa, milyonlarca kişiye ulaşmasa, dışarısı nasıl duyabilir ki. Daha somut bir söyleyişle, eğer benim 80 başlarında bestelediğim “Özgürlük” şarkısını bu halk bağrına basmasa, söylemese sonuç böyle olabilir miydi? Özgürlük, Avrupa’ya ulaşmadan büyük bir olasılıkla kendi köşesinde söner giderdi. Dolayısıyla; sanat eserini besleyen ve var eden, dünyaya taşıyan en büyük güç kendi halkınızdır. Gelin de büyük Nazım’ı anmayın şimdi: “Ve kahreden ve yaratan ki onlardır destanımızda yalnız onların maceraları vardır! ” Not: Kutlama mesajı gönderen bütün okurlara gönülden teşekkürler. Sağolun, varolun!
