Başbakan, Ermeni kararından dolayı Fran-
sa'ya göstereceğimiz tepkilerin "kendi-
mizi incitmeden" yapılmasını istedi.
Bunu son derece haklı buluyorum ve "incit-
me" kapsamının sadece uluslararası siyasi/ticari
ilişilerle sınırlı tutulmaması gerektiğini düşünüyo-
rum. Fransa Parlamentosu'nun aldığı kararı pro-
testo etmek için Fransız şirketlerini ihalelere sok-
mamak, ticari ve diplomatik ilişkileri askıya al-
mak vs. bu işin sadece bir yanı...
Bütün bunlar da "kendini incitmek" kap-
samına girebilir ama bence asıl korunması gere-
ken şey Türkiye'nin ulusal onurudur.
Açık söyleyeyim: Güçlü Avrupa devletlerine
karşı zaman zaman giriştiğimiz protesto hareketleri-
nin çaresizliği, kendini incitmenin en çarpıcı örneği.
Bir zaman Almanya'ya karşı halkı sokağa
döktük. Gazetelerde bol bol küfür edildi. Köşe
yazarları ne kadar birikmiş öfkeleri varsa, bunu
Almanya'dan çıkarmak yarışına girdiler.
Sonunda hiçbir şey değişmedi ve Almanya
yine Almanya, Türkiye de Türkiye olarak kal-
maya devam etti.
★★★
Geçen yıl İtalya'ya yönelttiğimiz öfkeyi hatır-
larsınız: İtalyan misyon binalarının önünde
makarnalara kan rengi salçalar döküldü, kravat-
lar doğrandı, "İtalya şaşırma/Sabrımızı ta-
şırma!" diye haykırıldı, Rai televizyonu kablo
yayınlarımızdan çıkarıldı.
Şimdi aynı insanlar, ellerinde Fiorentina bay-
raklarıyla İtalyan ligini izliyor ve Fiorentina-Milan
taraftarları olarak ikiye bölünüyorlar.
★★★
Şimdi de "Fransa şaşırma-Sabrımızı ta-
şırma!" gösterileri başladı.
Ne Fransız halkının haberi var bu gösteriler-
den ne de dünyanın.
Kendimiz çalıp kendimiz dinliyoruz. Maksat
iç propaganda ve küfür yarışı.
Fransa'ya karşı kim en çok küfür edebilirse,
o en "vatansever" oluyor.
İşte bu tutum "kendini incitme" dir; zaaf
göstergesidir. Ve ne yazık ki bu çaresiz çırpınışlar,
ulusal onurumuzu incitmekte.
Öfkeli gösteriler yanında hemen ortaya sürü-
len bir başka tedbir de "Silah alımlarını kese-
lim. Mallarını boykot edelim" oluyor.
Meselenin özüne ilişkin hiçbir şey söyleme-
den sadece silah almama tehdidi ile bir yere va-
rılabilir mi?
★★★
Uzun lafın kısası Fransız Parlamentosu'nun
kararından sonra yapılacak en akıllıca şey;
ısıtılıp ısıtılıp önümüze çıkanılacağı belli olan "Er-
meni tehciri" konusunda uluslararası bir kon-
feransa önayak olmamız.
Arşivlerimizi açarak önyargısız bir biçimde 85
yıl önceki olayların tartışılmasına olanak tanıma-
mız. Hatta bu konuda inisiyatifi ele almamız.
Bir yandan da Erivan yönetimiyle ticari iliş-
kiler kurarak, bu ülkeyi "Türkiyesiz yapamaz!"
hale getirmemiz.
Eğer 85 yıl sonra da bu sorunla uğraşmak is-
temiyorsak, ilk alka gelen önlemler bunlar.
Keskin kirke küpüne zarar verir sözü boşuna
söylenmemiş.
Not: Dünkü yazıda Başbakan'ın Yaşar Ke-
mal'e başsağlığı mesajı göndermediğini belirt-
miştim. Cumartesi sabahı gelen telgraf, içimizi
burkan bu eksikliği giderdi. Başbakan şunları ya-
zıyor: "Sevgili eşiniz, değerli hayat arkadaşınız
Thilda Kemal'in vefatından derin üzüntü duy-
dum. Acınızı eşim Rahşan Ecevit ile birlikte yü-
rekten paylaşıyoruz. Allah'tan kendisine rahmet,
size ve ailenizin üyelerine başsağlığı dileriz. Say-
gılarımı sunarım."
