Nihayet dün Remzi Kitabevi’nden Fevzi Kılınçarslan dostum müjdeyi verdi: “Leyla’nın Evi” de artık korsan baskıda Zülfü Bey! Bir memnun oldum, bir memnun oldum, sormayın gitsin. Çünkü bugüne kadar yaptığım her albüm, yazdığım her kitap korsanların eline düşmüştü, tersini hiç yaşamamıştım. Bir tek “Leyla’nın Evi” mi dışında kalacaktı bunun? Elbette o da bir Türk yazarının eseri oluşunun cezasını görecekti. Çocukluğumda sinema merakım beni durmadan karanlık salonlara çekerdi ve ben orada seyrettiğim filmlerdeki tek gözü bantlı korsanları büyük bir hayranlıkla izlerdim. Ne bileyim bir gün aynı unvanı taşıyan meslek mensupları yüzünden bir felaketle karşılaşacağımızı. Bu kişilerin gözüpekliği ile ilk karşılaşmam 1970’li yıllarda olmuştu. Yurt dışında yaptığım albümlere kendi fotoğrafımı koymazdım, (elimden gelse bugün de koymam ama şirketler bunu şart koşuyor), bir ressamın resmi uzunçaların kapağını süslerdi. Türkiye’de bunu korsan kaset olarak piyasaya sürenler ise öyle resimden, Abidin Dino’dan falan anlamadıkları için akıllarına esen bir fotoğrafı Zülfü Livaneli diye kapağa koyarlardı. Yıllar sonra Türkiye’ye döndüğümde Ülker’le birlikte önümüze gelen kasetçiden Livaneli kaseti topladık. Elimizde altmışı aşkın bir koleksiyon oldu. Kiminin kapağında bıyık yarışmasına girmiş birinin fotoğrafı vardı, kiminin kapağında Boğaz sırtlarında romantik bir delikanlı. Bazısı bir halk ozanının fotoğrafını tercih etmiş, bazısı da oğlu olduğunu sandığım bir öğrencinin vesikalık fotoğrafını yerleştirmişti. Merak edenler bu kapaklardan bazılarını bizim internet sitesinde görebilir. Aradan bunca yıl geçti, bunca telif hakları yasası çıktı, bunca mücadele edildi, fayda yok! Korsanlık Türkiye’nin değişmez gerçeği. Hem bu iş yalnız kasetle, kitapla sınırlı değil. Mahalleler korsan, yollar korsan, kazançlar korsan, oylar bile korsan!94 seçimlerinde oylarımızı bile saydıramadık; günlerce çöplüklerden yanmış oy pusulaları çıktı, mahkemeler sahte oylar tespit etti ama bu arada atı alan Üsküdar’ı geçti. Dolayısıyla bu kadar korsanın olduğu yerde Leyla mı kusur kalacaktı. O da payını alıyor tabii bu işlerden.Bu eserleri yaratırken çektiğim onca sıkıntıya, yayınlandıktan sonra uğradığım bunca basın sansürüne ve didişmeye bakıp da diyorum ki, “Keşke ben bunları üretmekle uğraşacağıma, korsanlık yapsaydım. Herhalde necip basınımızın gözünde daha muteber bir kişi olurdum. “Çünkü geçmiş kuşaklardan bugüne kadar aydınların başka aydınlara ve yaratıcılara ölümcül saldırılar düzenlediğine çok şahit oldum ama bir korsana, bir üç kağıtçıya, bir katile veya hırsıza saldırdıklarını hiç görmedim. Onun için biliyorum ki bu ülke sanatçıya, yaratıcıya, kültür adamına göre değil, korsana göre düzenlenmiştir. Düzgün kişi, çarpıklığa uymamanın cezasını bir ömür boyu çeker.
