Çin’de yoğun çalışmalardan vakit kalmasa bile her gece internete girip Türkiye haberlerini okuyordum. Her gün şehit, her gün ölüm, her gün kan. İstanbul’a döner dönmez de kara haber tez ulaştı: 11 asker şehit, 16 yaralı. Ateş düştüğü yeri yakar ama artık bütün ülke yangın yerine döndü. Sabır taşı olsa çatlar. Çeyrek yüzyıldır bu halkın onbinlerce çocuğu öldü ve ölmeye devam ediyor. Ölen her çocuğumuzun ardından verilen “Hainlerin yanlarına kalmayacak” demeçleri artık yaraya merhem olmuyor. Bu laflar ister istemez Orhan Veli’nin dizelerini getiriyor akla: “Neler yapmadık bu vatan için Kimimiz öldük Kimimiz nutuk söyledik.”
Bu iş ne zamana kadar sürüp gidecek böyle? Akan kan hiç dinmeyecek mi? Daha kaç çocuğumuzun toprağa düştüğünü göreceğiz? Bu soruların cevaplarını biz veremeyiz. Elimizde ne bilgi var, ne yetki. Sorumluluk hükümetin ve silahlı kuvvetlerin omzunda. Öyle “acil olarak toplandılar” ya da “terör hiçbir zaman amacına ulaşamayacak” gibi klişe açıklamalar bağrı yanan halka şifa olmuyor. Etle tırnak gibi iç içe geçmiş olan Türk ve Kürtler ne yazık ki birbirinden kopma sürecine girdi. Bizim de elimizden, üzülüp kahrolmaktan başka bir şey gelmiyor. “Yıllardır, Türkiye üç kutba ayrılıyor, önlem alın diye bas bas bağırıyorum” diyeceğim ayıp olacak. Zaten artık yararı da olmaz: İş işten geçmek üzere.
Not: Bugün Bursa’da vereceğimiz konser, bu acı olaylar nedeniyle ileri bir tarihe ertelenmiştir.
