Yıllar önce Bülent Tanla’nın düzenlediği ve ilginç katılımcıları sayesinde çok zevkli geçen Salı sohbetlerine katılırdık. Kimler yoktu ki bu tartışma grubunun içinde: Profesör Sencer Divitçioğlu, Profesör Mübeccel Kıray, Profesör Cahit Tanyol, Şükrü Elekdağ, Ali Koçman, Profesör Gülten Kazgan… Bu toplantıların birinde Türkiye’nin kimlik sorunu üzerinde konuşmuş ve eğer çözülemezse bu konunun ileride çok başımızı ağrıtacağını söylemiştim. Birçok örnekle de desteklemiştim konuşmamı. Hiç unutmuyorum; Mübeccel Kıray hoca “Türkiye’nin kimlik sorunu yoktur!” diye kestirip atmıştı. Bir şey dememiştim ama bu sözün, bilim kaygısından çok, Cumhuriyetin “İmtiyazsız ve sınıfsız bir kitle yaratma” iddiasına sadakatle açıklanabileceğini düşünmüştüm. Mübeccel Hoca bir saptama yapmaktan çok, iyi niyet belirtiyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin kimlik sorunlarından dolayı zarar görmesini istemeyen bir yurtseverin sözleriydi bunlar; yoksa koskoca profesörün, kimlik krizimizi görmemesi düşünülemezdi bile. Neyse, aradan yıllar geçti ve biz bugün kimlikten başka bir şey tartışmıyoruz ne yazık ki. Ama sorun sadece bize özgü değil. Bütün dünya kimlik sorununa kilitlenmiş durumda. Mesela çok net bir kimlikleri olduğunu düşündüğümüz Yunanistan’da aynı sorunların varlığını görmek şaşırtıcı. Mikis Theodorakis’e sorduğum bir soru, bu meselenin ortaya çıkmasına yardımcı oldu.

Belki izleyenleriniz olmuştur; bugünlerde Yunanistan’da bir okul tarih kitabı tartışması var. Yeni yazdırılan bir tarih kitabı, içerdiği tezler yüzünden eğitim programından çıkarıldı ve tekrar eski kitaba dönüldü. Bu kitapta bizimle ilgili tezler de olduğu için, olaya sadece bu açıdan baktık. Eski kitabın biz Türklere karşı sert ifadeler içerdiği, yeni kitapta bunların kaldırıldığı ama ortaya çıkan protestolar yüzünden tekrar eski kitaba dönüldüğünü okuduk. İşin garip yanı; bunca yıldır Türk-Yunan dostluğu için çalışan ve okul kitaplarından düşmanlık içeren ifadelerin çıkarılmasını isteyen Theodorakis’in de eski kitaba destek vermesiydi. Türk basınında bu yolda haberler okuyunca, durumu kendisine sormam kaçınılmaz hale geldi. Gerçi Theodorakis’le geçmişte de görüş ayrılığına düştüğümüz zamanlar olmuştu. Mesela o Amerikan hava hücumu sırasında Miloşeviç’i destekleyen bir bildiri yayınlayınca, ben de tam karşı bir bildiriyle cevap vermiştim. Kıbrıs meselesinde de ayrı kutuplarda yer almıştık. Acaba yine böyle bir görüş ayrılığına mı düşüyoruz diye düşünerek, besteci dostuma bu konuyu sordum. Cevabı ilginçti ve tamamen kimlik sorunlarını içeriyordu. İzninizle bu cevabı yarın aktarayım.