Ahmet Türk’e siyasi yasak getirildiği zaman “Yazık oldu. Ahmet Türk’ten daha uzlaşmacı bir insan bulamazsınız!” diye yazmıştım. Çünkü Ahmet Bey saygın kişiliği, ılımlı söylemi ve makul duruşuyla kardeş kavgasını bitirme yeteneğine sahip birisiydi. İngilizlerle İrlandalılar arasında Gerry Adams’ın oynadığı yapıcı rolü oynayabilecek tek kişiydi. Ama İngiltere Adams’ı el üstünde tutarken Türkiye Ahmet Türk’e siyasi yasak getirdi, arkasından da saldırarak burnunu kırdılar.
Ahmet Türk’ün eşi bu olayı “Kalbim kırıldı!” diyerek yorumladı ve bu söz bana çok dokundu. Çünkü bilirim ki kırılan kalp, kırılan burun kadar çabuk iyileşmez. Bu ülkede yıllardır insanların kalbi kırılıyor.
Bu arada bir başka insanlık ayıbı da Sırrı Sakık’a karşı işlendi. Vefat etmiş olan eşinin mezarıyla uğraşacak kadar alçalabildi birileri. Bu da ayrı bir kalp yarası.
Ahmet Türk’e saldırarak burnunu kıran kişinin babası “Oğlum şerefli bir Türk gencinin yapması gerekeni yaptı!” demiş. Bu durumda “şerefli Türk genci,” dedesi yaşındaki, ameliyatlı, savunmasız, nazik bir kişiye saldırarak burnunu kırmak anlamına geliyor demek ki. Bravo!
Burun ve kalp kırıklıklarından söz ettik ama bunlardan daha vahim olan, bu ülkenin geleceğine duyduğumuz umutların kırılması. Rahip Santoro cinayeti, Zirve Yayınevi katliamı, Hırant Dink’in öldürülmesi ve katillerinin korunması, taş attı diye hapis yatan üç bin çocuk, Cumhuriyet tarihi boyunca, “en fazla sayıda seçilmiş insanın hapiste olduğu” gerçeği, geleceğe dair hiçbir olumlu işaret vermiyor.
Türkiye’de herkes bilir ki kavga edenlerden çok, kavgayı ayırmaya çalışanlar saldırıya uğrar. Ahmet Türk’e yapılanlar bunun ispatından başka bir anlam taşımıyor. Evet, Ahmet Bey saldırıdan sonra bile son derece terbiyeli, ılımlı hatta bilgece davrandı ve bu tavrı basından takdir gördü.Ama ben onun, şahsına yapılan bu saldırıyı hoş görmesi kadar, yakınlarının öfkesini de anlayabiliyorum. Sizin babanızın, amcanızın ya da dedenizin burnunu kırsalar ne hissederdiniz?
