Ortalık Amerikan filminden geçilmiyor.
Herkesin dilinde; Amerikan Güzeli, Yeşil Yol, Altıncı His, Hurricane, Manolya.
Ama eskinin vurdulu kırdılı filmleri değil bunlar. Hollywood kendi kalıplarının dışına çıktı ve yeni bir dil aramaya başladı.
Son filmlerin çoğu, bu yeni anlayışın ürünü.
Özellikle Amerikan Güzeli, Manolya, Mutluluk ve daha bizde gösterime girmeyen Erin Brokoviç gibi filmler bambaşka bir anlatım tekniği tutturdular.
Demek ki aksiyon filmleri yetmedi Amerika'ya.
Bazı şeyler değiştirmek gereği duydular.
Yeni anlatım tekniği, Avrupa'nın yıllar önce yarattığı, "author" sinemasına daha yakın bir yerde duruyor.
Yönetmen, seyircinin duygularını gıdıklayacak efektlerle uğraşmaktansa, kendine özgü bir dünya kurup, karakterlerini o ortamlarda yaşatmayı deniyor.
Kurgu da değişmiş, kamera kullanımı da.
Sanırım; geleceğin sinemasının ipuçları bu filmlerde gizli.
Amerikan Güzeli çok tartışıldı.
Bence filmin -anlatım tekniği yanında en büyük özelliği, bize tanıttığı kahramanların film boyunca beklenmedik şeyler yapmaları.
İnsan psikolojisinin ne kadar çapraşık olduğunu bilenler, film boyunca değişen ve gelişen, çelişkilere düşen kişilikler yaratmanın değerini takdir ederler.
Hiç kimse başta tanıdığımız gibi değil.
Yönetmen bu uğurda zorlamalar yapmayı bile göze almış.
Bu özellik Dostoyevski'de çok belirgindir.
Yazar sanki okuyucusuna meydan okur ve "Hadi bakalım, sana tanıttığım bu tipin davranışlarını tahmin et!" der.
Tahmin edersiniz ve hiç biri doğru çıkmaz.
Roman kahramanları sizin beklediğiniz davranışlarda bulunmaz, bazen tam tersini yaparlar.
Klişe tip yaratanla, kişilerini gerçekten yaşatanlar arasındaki farktır bu.
Amerikan Güzeli de bu üslûbu benimsiyor.
İlk başta mutlu bir aile görüyoruz. Sonra kız ve anne iyi ama baba kötü olarak çıkıyor karşımıza.
Film geliştikçe roller de değişiyor ve sonunda filmdeki en masum kişi ve kurban, başta suçlu olarak tanıdığımız baba oluyor.
Naziliğe özenen subayın beklenmedik davranışının biraz zorlama olduğunu kabul edebiliriz ama yine de bu, filmin kalitesini düşürmüyor.
Manolya'da da aynı durum var.
Filmin bir sahne ötesini tahmin edemiyorsunuz.
Senaristin ve yönetmenin zekası, seyircinin zekasının önünde gidiyor.
Sonunda ortaya, koklamaya kıyamadığınız bir manolya çıkıyor.
Julia Roberts'ın başrol oynadığı Erin Brokoviç de çok ilginç bir film. Adını ilk kez Cannes Festivali'nde Altın Palmiye kazanan "Seks, Video ve Yalanlar" filmiyle duyuran Steven Söderbergh, yaratıcı genç sinemanın en önemli yönetmenlerinden birisi.
Altıncı His, sürprizli filmlerden.
Sinemadan çıktıktan sonra filmi yeni baştan düşünüyor ve ikinci kez seyreder gibi, herşeyi yeniden kurguluyorsunuz.
Bu film de zeka ürünü.
Yeşil Yol ise klasik yöntemlerle insanların duygularını didikleyen bir film.
İster istemez etkileniyorsunuz.
New York'ta, filmi seyrettiğim sinema salonunda, final herkesi ağlattı.
İnanın; 700 kişilik Loews sineması hıçkırıklarla sarsılıyordu.
Romanın yazarı Stephen King bu işin ustası. (Yeri gelmişken Stephen King için yazdıklarıma üzülen okurlarıma bir açıklama: King'in bazı kitaplarını ben de severim. Misery, Christine, Dolores Claiborn, Hayvan Mezarlığı gibi güzel kitapları var. Ama son zamanlarda o da Dean Koontz gibi, "Elm Sokağı" korkutmacalarına girişti. Bu basit korku tarzını sevmiyorum."
Bütün bu filmler içinde en favori sahnen ne derseniz; Amerikan Güzeli filminde amatör kameramanın çektiği, "rüzgarda uçuşan plastik torba" cevabını veririm.
Gerçi fikir, Kırmızı Balon filminden yürütülmüş ama olsun; o kadar güzel çekilmiş ki...
