Yaşar Kemal’le kırk yıla varan abi-kardeş ilişkisinin tadına varma bahtına erişmiş bir kişiyim. Her gün en az bir kez telefonda konuşur, her hafta birlikte yemek yeriz. Bu buluşmaların büyük bölümünde edebiyat konuşulur, bol bol da şaka yapılır. Bu benzersiz insandan hayat hakkında, edebiyat hakkında ne kadar çok şey öğrendiğimi anlatmam mümkün değil. Karlı Stockholm sokaklarında Anadolu türküleri söyleyerek dolaştığımız yıllar, Paris’te Abidin Dino’yla sohbetler, Fransa Cumhurbaşkanı Élysée Sarayı’nda onu ‘kumandan’ ilan ederken yüzünde beliren muzip gülümseme, rahmetli dostumuz Cengiz Aytmatov’la karlı Alatav dağlarının dibinde yaşadıklarımız, Kremlin’de Gorbaçov’un Yaşar Kemal’in konuşmasından sonra ‘Bu sözlerinize oy veririm’ demesi, yarım yüzyıllık eşi Thilda ölüm döşeğinde iken hapishanelerdeki ölüm oruçlarında hayat kurtarmak için çırpınması, Thilda’mızı bir yoğun bakım ünitesinde sonsuzluğa uğurlarken ‘Hiç korkma sevgilim. Biz namuslu bir hayat sürdük. Sakın korkma!’ deyişi, mahkemelerde kendisini mahkûm edenlere ‘Ben de sizi mahkûm ediyorum!’ diye haykırması ve daha binlerce, binlerce anı gözümün önünde. Anadolu efsane dünyasının dili olan Yaşar Kemal yaşadıkları ve hayata karşı dimdik duruşuyla kendisi de bu halkın efsanelerinden birisine dönüştü. Sohbetlerimizde hep edebiyat konuşulurdu dedim. Ama Yaşar Kemal son yirmi yılda edebiyatın yanı sıra sürekli olarak Kürt sorununu gündeme getirir olmuştu. Belli ki bu konuda çok dertliydi, içi yanarak konuşuyordu. Telefonda ya da yüz yüze hangi konuda konuşursak konuşalım, meseleyi mutlaka Kürt sorununa getiriyordu. Ve her seferinde ‘Yöneticiler bu ülkeyi bölmeye çalışıyor. Hiç mi vatanlarını, halklarını sevmez bu insanlar, hiç mi acımazlar. Göz göre göre yara alıyor memleket. Kürt sorunu Türkiye’nin demokrasisini de ekonomisini de dış ilişkilerini de mahvediyor. Bölünmeyelim diye çırpınıyoruz. Bölünmek hem Türklere hem Kürtlere felaket getirir. Bir halkı yok sayamazsınız, senin dilin, kimliğin yok diyemezsiniz. Yazık oluyor bu güzel ülkeye’ diyordu. Bu sözleri belki bin kez duydum ondan. Yaşar abiye göre sorunun çözümü hiç de zor değildi: İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde yazılı olan kurallara uymak, Kürt insanını aşağılamamak, dilini kültürünü yok saymamak, kimliğine saygı göstermek her işin başıydı. Bu tavrıyla, sözleriyle ve içten duygularıyla Yaşar Kemal, Türkiye’nin bölünmemesi için mücadele verenlerin ilk sırasında yer aldı. Bugün de Radikal’deki yazı dizisinde açıkladıklarıyla herkese yol gösteriyor, Türkiye’yi barışa, dostluğa, kardeşliğe çağırıyor. Bu bilgenin sözlerine kulak vermek kimbilir kaç bin fidanın canını kurtaracak, kaç bin ananın korkularını yatıştıracak. Sağol Yaşar Kemal. Bizi hiç yanıltmadığın, bu toprakları yürekten sevdiğin ve karanlık korku imparatorluğuna cesaretle karşı çıktığın için.