Sanırım her yerde insanlar birbirine hakaret eder ama dozu ve tarzı ülkeden ülkeye değişiklik gösterir. Mesela İngilizler daha esprili göndermeleri severler; İtalyanlar, Fransızlar, İspanyollar ise daha doğrudan söver. Bu açıdan Türkiye’ye baktığımızda belki de hakaret açısından en zengin ülkelerden biri olduğumuzu anlıyoruz. Başta siyasetçiler olmak üzere herkes küfür ediyor ve dozu da giderek artmakta. TV tartışmalarında savrulan hakaretleri, pek az ülkenin ekranında görebilirsiniz. İnternet sitelerindeki haberlerin altına girilen okur yorumlarını da öyle. Spor âlemini hiç sormayın. Herkesin dilinde YouTube gibi müzik paylaşan sitelerin yorumlarında bile, A’lı S’li küfürlerden geçilmiyor. Eskiden mahkemelerde bile bu tip sözler “sinkaf etti“ (yani Arap alfabesindeki sin ‘s’ ve kaf ‘k’ harflerini kullandı) diyerek geçiştirilirdi. Şimdi herkesin dilinde. Facebook’lar Twitter’lar cinsel içerikli küfürlerden geçilmiyor. İşin ilginç yanı da bu küfürleri edenlerin bir kısmının genç kızlar olması. Evet; artık kızlar da çok küfürbaz. Ama işin ilginç yanı başkalarına en ağır küfürleri sallayanlar, kendilerine herhangi bir karşılık gelince çılgına dönüyorlar. Egolar yüksek olduğu kadar kırılgan. Sanki o sövgüler karşısındakinin canını yakmıyormuş gibi, cevap gelince iyice kontrollerini yitiriyorlar. Sövgü toplumu… İşin en kötü yanlarından birisi de; insanların fiziksel özellikleri üzerinden canlarını yakmaya çalışmak. İnsanlara takılan sıfatlar bile çok incitici: Kör, şaşı, topal, cüce, kel, pigme, bunak, çeşitli hayvan adları vs. Büyük bir topluluk, sanki bu sözleri karşısındakine rahatça söyleyebileceğini sanıyor ama karşılık gelince de küplere binip daha can yakıcı, daha berbat küfürlerden medet umuyor. Böylece; koskoca ülke, bir sövgü toplumuna dönüşerek, birbirine hayatı cehennem ederek yaşayıp gidiyor. Oysa herkes bilse ki küfür bir bumerangdır; dönüp dolaşıp sana geri gelir. Ama ne yazık ki anlaşılmıyor.
