Almanya’da halkın kültür düzeyini ölçmek için bir anket düzenlemiş; sokaktaki insanlara “B harfi ile başlayan üç meşhur Alman’ın adını sayın!“ demişler.Adamın biri üç futbolcuyu sıralamış: “Beckenbauer, Ballack, Bonhof!“Anketçi demiş ki: “Peki Bach, Beethoven, Brecht, Böll, Brahms gibi isimler aklınıza gelmiyor mu?” “Kusura bakmayın!“ demiş adam, “İkinci lig oyuncularını tanımıyorum.“
Okuduğunuz hikâye bir şaka olmasına şaka ama gerçek payı da az değil. Çünkü bütün dünyada, kültürsüzleşme hatta kültür düşmanlığı süreci yaşanırken futbol ve eğlence sektörü giderek yükseliyor. Bu noktada aşırı gidip, hayatın sadece bilgi, bilim, yüksek kültür ve yüksek sanattan ibaret olması gerektiğini ileri sürmüyorum. Böyle düşünenler ve kendilerini fildişi mahallelere kapatanlar da var ama ben onlardan değilim. Hayatın içinde eğlence, şaka, gülme, spor, magazin, cinsellik, aşk hatta zaman zaman saçmalama, deli dolu davranma özgürlüğü de vardır ve olmalı da. Mesela geçenlerde Ege’de bir lokantanın yaptığı şakacı düzenlemeye bayıldım: Erkekler tuvaletinin kapısına Bülent Ersoy’un erkek olarak, kadınlar tuvaletine ise kadın haliyle resmini asmışlar. Bence harika bir buluş. Televizyonlardaki spor, eğlence, müzik programları da -çıtayı belli bir düzeyin altına düşürmedikleri sürece- hoş olabilir. Birçok kişinin düştüğü temel hata, hayatı sadece bunlardan ibaret saymak. Kültürün önemli olduğu ülkelerde, toplumun en cahil kesimi bile belli bir kültür-bilim-felsefe-sanat dünyasının varlığını ve bunun toplumsal hiyerarşide en üstte yer aldığını bilir. Onu küstahça aşağılamaya, aşağı çekmeye, ona hakaret etmeye çalışmaz. Bizde ne yazık ki son zamanlarda böyle bir eğilim var. Bunda “entel“ diye anılan çevrelerin yaratıcılık eksikliklerini, halka ters düşen bir yaşam biçimiyle kapatmaya çalışıyor olmalarının da etkisi var elbette ama gerçek sadece bundan ibaret değil. İnsanlığın binlerce yıldır ideal edindiği, insan ruhunun güzel sanatlar yoluyla yücelmesi düşüncesini, öfkeyle ayaklar altına alıp parçalamak isteyenler belirdi. Bunların bazıları o seviyeye gelemedikleri için duydukları nefreti yansıtıyor, bazıları ise şaşırtıcı biçimde -harika eğitimlerden geçtikleri halde- “pseudo demokrasi“ adına kendilerini bile bile alçaltıyorlar. Zengin takımından ise -istisnalar hariç- hiç söz etmiyorum bile. Çünkü değerler hiyerarşisinde kültür, sanat ve bilimin, paradan üstün olduğunu anlamaları için daha birkaç kuşak geçmesi gerekiyor. Şimdilik sadece paralarını sayarak tatmin olmaya çalışıyorlar ve bu hayatın manasızlığını hissetmelerine rağmen, o boşluğu nasıl dolduracaklarını bilemiyorlar. Bu yüzden en tepedekilere sormak istiyorum: Acaba sadece sizin değil, Türkiye’nin bütün parası bir tek E=mc2 formülünü yaratmaya ya da satın almaya yeter mi? Buna cevap vermek dünyayı doğru anlamak için bir başlangıç olabilir.
