Bilgisayarın başına geçip de yazıları yazarken tuhaf bir “déjà vu” (daha önceden görülmüş) duygusuna kapılıyorum. Sanki o satırları daha önce yazmışım gibi geliyor. Sonra bir de bakıyorum ki doğru; gerçekten de o düşünceleri yazıya geçirmişim. Ama ne yapayım ki gerçekler ortada; belki biraz daha önce sezmiş oluyorsunuz, yazarak insanları uyarmak istiyorsunuz ama olmuyor. Türkiye; düşünceyle, teoriyle, yarını tasarlamakla ilgili bir ülke değil. Gün gün yaşıyor, gün gün düşünüyor. Sanki dün ve yarın yok gibi. Bakın 28 Ocak 2006 tarihinde neler yazmışız: “Üç kutuplu Türkiye iyiden iyiye kendini ortaya koydu. On beş yıl önce yazdığımız zaman, insanlara inanılmaz gibi gelen şey oldu ve Türkiye bugün üç kampa ayrıldı: Kurtlar Vadisi; zaten adı üstünde, belli. Eski sağcı ve eski solcuları bir araya getiren Türk milliyetçiliği kutbu. Kürtler Vadisi deseniz o da belli. Şartlar Vadisi ise İslam’ın beş şartının ana kural olduğu vadi. Türkiye’yi bu şartlara göre idare etmek gerektiğini düşünenlerin oluşturduğu siyasal hareket. Bu kutuplaşma göz önünde tutulduğu zaman Anayasa’daki “Türk Ulusu” tarifinden ne anlamamız gerekiyor? Nasıl bir ulus bu? “Ulus” kavramı, ortak idealleri, ortak sembolleri, ortak dil ve ortak bir kültürü anlatmaz mı? Birbirine selam bile vermeyen, hatta birbirlerine “vatan haini, zındık, kâfir, faşist, laikçi” sıfatlarını uygun gören bu yurttaşlar arasında ulus birliği nasıl sağlanacak? 70 milyon insan nasıl aynı hedeflere yöneltilecek. 2006 yılında hâlâ Türkiye’nin hangi rejimle idare edilmesi gerektiği tartışmaları, ulus birliğini nasıl sağlayacak? Düşünün ki üç vadide yer alan milyonlarca insanın yaşam biçimi ayrı, oturma kalkma, öpüşme biçimleri bile birbirine benzemiyor, kimi kafa tokuşturuyor, kimi temenna çakıyor; ayrı kitaplar, ayrı gazeteler okuyorlar ve bundan da önemlisi birbirlerine düşman gözüyle bakıyorlar. Ayrışma önce kültürde başlar, sonra siyasi hareket olarak karşılığını bulur. Bizde de aynen böyle oldu.Kültürün önemini anlamayan, bu önemli alanı sadece eğlence sayan yöneticilere sahip olduğumuz için de işin korkunç boyutu görülemiyor. Bence Milli Güvenlik Kurulu, onunla bununla uğraşacağına yıllar önce bu ayrışmayı analiz etmeli ve çare düşünmeliydi. Bugünkü Türkiye, kutupların ele geçirme savaşı verdiği bir kavga alanı.

Bu yazının üstünden yedi yıl geçti ve ayrılıklar daha da derinleşti. Ulus birliği çökme noktasına geldi. Aynen 100 yıl öncesinin olaylarını yaşıyoruz. Bütün dileğim bu dönemi demokrasiye, insan haklarına hukuka saygılı bir ülke olma yolunda, kan dökmeden, insanlara zulmetmeden ve kardeş kavgası yaşamadan atlatabilmemiz.