En iyi humus Londra’da yapılıyormuş. Çünkü bunun için Lübnan tahini, Türk nohudu, İtalyan zeytinyağı ve Yunan limonu gerekiyormuş. Bunu bana Londra’da epey ünlenen Mem-Laz lokantasının sahibi Mehmet Bey anlatıyor. ‘İşte’ diyorum, ‘kozmopolit bir başkent böyle olur. Müşteriler de herhalde çok çeşitlidir.’ ‘Evet öyle!’ diyor. ‘Her soydan, her boydan insan var.’ Ottoman Palace lokantası da aynı özelliklere sahip. Zaten Londra’daki Türk lokantaları saltanatlarını ilan etmiş durumda. Kebapçı statüsünü çoktan aşıp gourmet lokantaya terfi etmişler. Gerçekten de Londra’nın ünlü Çin mahallesindeki lokantalar, bizimkilerin yanında çok kalitesiz ve döküntü kalıyor.
Konser vermek için geldiğimiz Londra’da kozmopolit bir başkenti hissetmenin keyfini yaşadım. New York gibi, sokaklarda her kökenden insan görmek, her lisanı duymak mümkün. Bu da şehre cıvıl cıvıl bir neşe katıyor. Hayalinizde sisler içinde, soğuk ve mesafeli İngilizlerin yaşadığı, her köşeden bir Karındeşen Jack’in fırladığı ve Sherlock Holmes’ların iz sürdüğü bir şehir varsa, onu yeni Londra’yla değiştirmeye hazır olun derim. Çünkü İngilizler yavaş yavaş terk etmiş bu şehri. Banliyölere taşınmışlar. Şehir ise yabancılara kalmış. Bunun hem iyi hem kötü yönleri var elbette. Caddelerde Arap ve Rus zenginlerinin kiraladığı son derece çirkin, otobüs uzunluğunda beyaz limuzinler dolaşıyor. Oysa İngiliz zevki hiçbir zaman bu görgüsüzlüğe düşmezdi. Şehrin meydanı tamamen fast food’çu olmuş ama yine de bu kozmopolit hava insana keyif veriyor. Zaten dünyadaki en çekici şehirler, bir kültür zenginliğinin boylar soylar karmaşasının yaşandığı yerler. Tek ırkın, tek kültürün, tek dilin baskın olduğu şehirler çok itici ve sevimsiz geliyor bana.
Eskiden İstanbul da kozmopolitti. Hatta Paris’ten, Londra’dan, New York’tan önce böyleydi. Türkler, Rumlar, Yahudiler, Ermeniler, Arnavutlar, İtalyanlar, Boşnaklar, Kürtler, Araplar, Polonyalılar, Ruslar ve adını sayamadığım onlarca kültür hemhâl olmuş, İstanbullu olmanın keyfini sürüyorlardı. Ama Avrupa emperyalizmi bunu çok gördü bize. Osmanlı’yı ve İstanbul’u parçaladı, halkları birbirine düşman etti, azınlıkları kendi devletlerine karşı kışkırttı. Büyük harpten sonra İstanbul uzun süre uykuya daldı. Ama galiba şimdi yeniden canlanıyor, köklerini keşfetmeye çalışıyor, yeni bir çekim merkezi olma yolunda ilerliyor. Ne de olsa yüzyıllarca büyük imparatorluklara başkentlik yapmış. Bu miras kolay kolay silinmiyor.
