S u marifet meselesi önemli!
Medyanın gücü arttıkça daha
da önemli hale geliyor.
Çünkü medyanın bir bölümü,
yıldız yaratmaya çalışmakta.
Ekranlarda bir takım insanlar gö-
zünüze çarpıyor: Ya salınarak boy
gösteriyorlar, ya şarkı söylüyorlar, ya
da sunuculuk yapıyorlar.
Bunlarda ister istemez bir mari-
fet arıyorsunuz.
Yani dünyada çok az kişinin
başarabildiği bir hüner, bir beceri.
Hadi dünyadan vazgeçtik diye
lim, bu ülkede yaşayan insanların
şapka çıkaracağı cinsten bir mari-
fet.
Eğer sunucu ise çok güzel ko-
nuşacak, boşlukları "mıııı" inle-
meleriyle doldurmayacak, kelime-
ler ağzından tane tane dökülecek,
anlaşılır olacak.
Eğer şarkı söylüyorsa, Hafız
Burhan gibi çok güzel bir sesle sizi
gökyüzüne savuracak. Ya da Aşık
Veysel, Neşet Ertaş, Bob Dylan,
Jacques Brel, Leonard Cohen
misali, ses gösterisiyle değil besteleri-
nin gücüyle sizi derinden kavraya-
cak, gönlünüze girecek.
Güzelse, görenleri dilsiz bıraka-
cak bir huri olacak.
Enstrüman çalıyorsa teller üze-
rinde ucuşan parmakları hepimizi
nefessiz bırakacak.
Oyuncuysa, size öyle bir karak-
ter çizecek ki onu kardeşinizden
daha iyi tanıdığınız duygusuna ka-
pılacaksınız.
Onun derdiyle dertleneceksi-
niz.
Ve sabah akşam ekrana bakan
milyonlarca kişi, bu özel insanların
hünerlerini, marifetlerini seyrede-
cek.
Dünyada durum bu: Robert
de Niro, Meryl Streep ünlü ama
öyle bir oyun güçleri var ki seyre-
derken burnunuzun direği sızlıyor.
Barbara Streisand şarkı söy-
lediğinde bülbüller susuyor.
Bob Dylan "Blowing in the
wind" bestesini mırıldandığında,
milyonlarca kişi geçmişine ve baş-
kaldırı yıllarına savruluyor.
***
Bizde ise durum oldukça deği-
şik.
Bir kelimeyi doğru dürüst telaf-
fuz edemeyen, ne dediği anlaşıl-
mayan spikerler mi istersiniz, hım
hım şarkıcılar mı.
Kimi ne idüğü belirsiz tekerle-
meleri beste diye yutturmaya çalı-
şıyor, kimi çopur yüzünü saklamak
için kameralara çorap geçirmekle
meşgul.
İş bu kadarla kalsa yine iyi!
Bu zevat hiç olmazsa iyi kötü
bir işin ucundan tutmuş.
Bir de ne iş yaptığı belli olma-
yan ünlüler var.
Gece kulüplerinde boy göste-
ren, plajlarda soyunup dökünen
bu erkek ve kadınlar nedir, necidir,
ne iş yapar, parayı nereden kaza-
nırlar belli değil.
Bu yüzden kısaca "sanat dün-
yası" denilip geçiliyor.
Bunları seyreden halk da "Be-
nim neyim eksik!" diye başlıyor
kıvranmaya.
Her ergen kız "Ben de bunlar
kadar güzelim!" diyor, her deli-
kanlı "Yahu ben bu kıronun ya-
nında Alain Delon kalırım!"
diyerek dövünüyor.
Ve karar veriyorlar ki bu ülkede
marifet ve beceri değil sadece
şans, ilişkiler ve köşe dönmek
önemlidir.
***
E skiler "Marifet iltifata tabi-
dir!" demişler.
Çok doğru bir söz.
Türkiye'de bugün hiç bir çevre-
den iltifat görmeyen marifet sahip-
leri yavaş yavaş köşelerine çekili-
yor, meydan bol bol övgü alan
"sade suya tirit" lere kalıyor.
Kötünün iyiyi kovması bakalım
nereye kadar sürecek?
