Türkiye, "Medeniyetler arası diyalog"
toplantısı düzenlemek istiyor.

İlk bakışta çok güzel bir fikir gibi görünüyor
değil mi? Medeniyetler çatışması tehlikesinin yak-
laştığı ya da gerçekleştiği bir dönemde, Türki-
ye'nin bir diyalog yolu açmasından daha doğru
ne olabilir?

Ama bu projenin üzerinde biraz düşündüğü-
nüz zaman, yaldızlarının dökülmeye başladığını
görüyorsunuz.

Medeniyetler arası diyalog toplantısı düzenle-
mek, medeniyetler çatışması tezini öne süren Sa-
muel Huntington'a hak vermek, onun bu sınıf-
lamasını kabul etmek anlamına geliyor.

Oysa Huntington haklı değil.

Tezinin en zayıf yanı, din kökenli medeniyet-
leri homojen birer yapı olarak görmesi ve bunlar
arasında bir çatışmayı öngörmesi.

Oysa hepimizin bildiği gibi medeniyetler,
homojen bir bütün değil; binbir değişik
ideoloji, görüş ve milliyet arasında bölün-
müş durumda.

Huntington'un öne sürdüğü medeniyetler ça-
tışmasının tam tersine, medeniyetler kendi içle-
rinde çarpışıyorlar.

Batı dünyasının bilinçaltından çıkmayan İslam
medeniyetini ele alalım.

Kim İslam dünyasının homojen bir bütün ol-
duğunu öne sürebilir?

Savaş, Afganistan'daki bazı Müslümanlarla,
diger Müslümanlar arasında sürüp gidiyor.

İki Müslüman ülke olan Irak ve İran'ın sekiz
yıl süren kanlı savaşı hafızalardan silinmedi.

Kâbe baskınları da öyle!

Afganistan'daki Taliban karşıtı savaşa, Tür-
kiye gibi Müslüman ülkelerin askerleri de katılı-
yor.

Bu örnekleri epeyce artırmak mümkün.

Ama kısaca özetlersek, Samuel Hunting-
ton'un medeniyetler arası çatışma tezi, medeni-
yetlerin kendi içinde çatıştığı gerçeğini gözden
saklamaya yetmiyor.

Huntington'un tezini kabul etmek ve ho-
mojen medeniyetlerden söz etmek, gerçeği
tahrif etmek anlamına gelmekte.

★★★

Bu tartışma içinde Türkiye'nin özel bir yeri var.
Batı medeniyetinin bir parçası olarak görül-
medikleri Türkiye'nin, her çatışmada Batı'nın ya-
nında yer alması rastlantı ya da o sırada başta
olan hükümetin gelip geçici bir kararı değil.

Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk-Yu-
nan-Balkan esintileri taşıyan yönetimi, bu ülke-
nin yaşam biçimine, tercihlerine ve zihniyetine iş-
lemiş durumda.

Türkler'in yaşam biçimi Araplar'dan çok
uzak; belki Ege'ye ve Balkanlar'a daha yakın.

Sadece Osmanlı ve Türkiye örnekleri bile, Sa-
muel Huntington'un haklı olmadığını ortaya çı-
karmaya yetiyor.

Homojen medeniyetler yoksa, bunlar
arasında çatışma da olamaz ve meseleyi
böyle koymak, gerçeği saptırmak demektir.

Medeniyetlerin kendi içlerinde çatışma-
larını önlemeye çalışmak daha akılcı bir
yaklaşım.