HALK müziği alanında ilginç çalışmalar birbirini kovalıyor.
Bu da mesleğinde emeklilik sınırına gelmiş olan bizleri memnun etmekte.
Genç insanların, piyasa koşullarına direnerek kaliteli yapımlara imza atmaları, halk müziği denilen ulu nehrin kurumadığını gösteriyor.

Çünkü bu nehir durmadan yeni yaratılarla besleniyor.
Yepyeni türküler besteleniyor, ilginç türkü sözleri yazılıyor.

Türküleri dondurup, müzelik bir değer halinde sunma anlayışının karşısına, yaşadığı dünyayı türkülerle açıklamak isteyen gençler dikiliyor.

Yaptıkları şey, bir anlamda kent folkloru.
Batı terminolojisinde "urban folk" olarak adlandırılan tür.

Mesela **Bob Dylan** ömrü boyunca kendi yazdığı türküleri söylemiştir ama **Woody Guthrie, Pete Seeger** gibi halk müziği ustalarının devamı sayılır; halk müziği içinde düşünülür.

Bugün bir efsaneye dönüşmüş olan **Bob Dylan**'ı kimse yorumcu olarak da düşünmez. Çünkü o kendi türkülerini, kendine ait tarzda söyleyen bir adamdır. Tadı ve önemi de buradadır.

Kimse kalkıp da **Bob Dylan**'dan **Elvis Presley** gibi şarkı söylemesini beklemez.

Çünkü birisi yaratıcıdır, kendi bestelerini aktaran bir şairdir, öteki de büyük bir yorumcu.
İkisi birbirine karıştırılmaz.

★★★

BİR yerden başlayınca laf uzayıp gidiyor.
Oysa ben, elimdeki iki kasetten sözetmek için oturmuştum bilgisayarın başına.

Birinci kaset **Ali Nafile** imzasını taşıyor. Adı, **Gurbet Halayı**.

Özellikle **Gurbet Halayı** parçasını çok seveceksiniz. Bu türkünün sözleri, halk şiirinin yürek pırıltılarını büyük bir ustalıkla yakalayan **Nihat Matkap** dostuma ait. Müziğini geleneksel temalar üzerine **Ali Nafile** oluşturmuş. Düzenlemeler **Ferhat Livaneli**.

İki yıl önce **Hatay**'a gittiğimde **Nihat Matkap** dostum **Ali Nafile**'yi tanıştırıp, kaset yapmak istediğini söylemişti.

Ben de **Ali**'yi **Ferhat**'la buluşturdum.
Ve uzun bir çalışma süresi sonunda bu güzel kaset dinleyicilere sunuldu.

★★★

İKİNCİ kaset hakkında hiçbir şey söylemeyeceğim.
Çünkü kardeşim hakkında yorum yapmam imkansız.

**Ferhat Livaneli**'nin yeni çıkan "**Lalezar - Turkish Chamber Music**" albümünden sözediyorum.

**Ferhat** uzun yıllar boyunca klasik gitar çaldı ve Türk müziğiyle hiç ilgilenmedi.

Daha sonra **İsveç**'te yüksek müzik öğrenimi görürken, klasik müziğimiz onda bir tutku halini aldı.

Seçtiği eserleri, saz semailerini, peşrevleri birkaç yıl süren zorlu bir çalışmayla armonize etti. Klasörler dolusu nota yazdı.

Sonra bu çalışmayı **Stockholm Radyo Senfoni Orkestrası**'na sundu ve bir kayıt yaptılar.

İşte **Lalezar** kasetinin öyküsü böyle.
Yalnız edebiyatın değil, müziğin de hamiliğini üstlenen **Doğan Hızlan** dostum bu çalışma için çok güzel şeyler yazdı.

Ben ise size iyi ya da kötü deme özgürlüğünden yoksunum.

Sadece dikkate almanızı ve rastlarsanız bir kez dinlemenizi öneriyorum.
Kararı siz verin.

Çünkü o, öylesine içine kapalı ve tanıtımın her türünden nefret eden bir müzikçidir ki, siz arayıp bulmazsanız onun size ulaşması mümkün değil.
Onun işi kayıt stüdyosunda bitti.

E mail: livaneli@milliyet.com.tr