Kitaplığımı karıştırmaktan, arka sıralara itilmiş kitapları kurcalamaktan çok zevk alır oldum son zamanlarda.Çünkü eski dostlarla karşılaşıyorum ve her biri beni, Proust’un çöreği gibi geçmiş günlerin o güzelim tatlarına, anılarına savuruyor. Mesela yan yana duran üç cilt görüyorum: Türk Dili dergisinin özel sayıları. Biri çeviriye, biri eleştiriye, biri öykücülüğe ayrılmış. Bu kalın turuncu ciltler 1971 ve 1972 tarihlerini taşıyor. Onca savruk bir hayattan, taşınmadan, kitap yakılan günlerden nasıl olup da kurtulabilmişler bilmem. Kapakları yıpranmış, açtığınız zaman sayfaların, hava aldığı için kenarlarda daha çok sararmış olduğunu görüyorsunuz. Ama içinde ne denemeler, ne yazılar, ne çeviriler var. Türkiye’nin en birikimli aydınlarının göz nuruyla işlenmiş muazzam fikirler, eleştiriler, çeviriler. Çocuk gibi seviniyorum onları bulduğuma. Derken eski kitap satan internet sitelerinden ısmarladığım iki kitap geliyor eve. Birisi Alain’in denemeleri, öteki de André Maurois’nın “Yaşama Sanatı.” İkinci kitap 1948’de Kanaat Kitabevi tarafından yayınlanmış. Alain’de ise tarih yok. Herhalde 1970’ler olmalı. Evvel eski deneme okumayı çok severim. Ve benim bu alandaki kahramanım, çoğu kişi gibi Montaigne değil, Alain’dir.Onu keşfettiğim gençlik yıllarımda nasıl büyük bir tutkuyla ve hayranlıkla okuduğumu hatırlıyorum. Alain pek bilinmez bizde, yaygın bir üne sahip değildir. Zaten son zamanlarda basılmış bir kitabı da yok. Bu lise öğretmeni ve gazeteci, çok basit, sıradan gibi görünen denemeleri ve gözlemleriyle, Fransız düşüncesini çok etkilemiş. Onu küçük görenler de olmuş ama geçenlerde dostum Orhan Güvenen’den öğrendiğime göre, onun gazete yazıları bugün ENA’da okutuluyormuş. Felsefenin kıyısında duran, daha doğrusu felsefeyi gündelik hayata, sanata, estetiğe uygulayan zihin açıcı yazılar bunlar.

Bir de Sabahattin Eyüboğlu’nun hazırladığı “Şiirle Fransızca” kitabı geçti elime. Eyüboğlu kitabın bir sayfasına şiirin aslını, bir sayfasına çevirisini koymuş ki genç kuşaklar Fransızcalarını ilerletebilsin. İşte oradan, hayata kafa tutan, Fransız eğitimiyle, milliyetçiliğiyle dalga geçen bir Jacques Prévert şiiri:

Fransızca Yazma Ödevi Napoleon çok gençken cılızdı Topçu subayıydı İmparator oldu sonradan O zaman bir göbek, birçok da memleket edindi Öldüğü gün Göbeği vardı yine Ama bir hayli küçülmüştü.

İyi pazarlar!