TÜRKİYE'nin Yunanistan ve Güney Kıbrıs'la yaşadığı S-300 füzeleri krizi, Amerika'nın çabalarıyla hafifler gibi olunca, Suriye meselesi birden ısınıverdi.
Önce Kara Kuvvetleri Komutanı, sınırda Suriye'ye "sabımızın taştığını" bildirdi.
Hükümet bu açıklamalara katıldı.
Dünya basınının geniş yer verdiği açıklama ise Cumhurbaşkanı'ndan geldi.
Demirel, Meclis konuşmasında, devlet başkanı sıfatıyla Suriye'yi resmen uyardı.
Şam büyükelçimiz geri çağrıldı.
CNN başta olmak üzere birçok önemli yayın kuruluşu, bu gelişmelere büyük önem veriyor.
Bunlara Güney'deki askeri tatbikatı da eklediğinizde, ortaya Genelkurmay'ın deyimiyle "ilan edilmemiş bir savaş" çıkıyor.
Belki de ilanı yakın bir savaş.
***
BÜTÜN bunlar insanın aklına "İyi ama neden şimdi?" sorusunu getirmekte?
Suriye'nin 14 yıldır PKK'ya destek verdiği biliniyor.
Şam yönetiminin Hatay üzerindeki iddiaları da malum.
PKK ile mücadelede daha yoğun krizler yaşanırken ve 33 askerimizin öldürülmesi gibi dramlar sahnelenirken gündeme sokulmayan Suriye meselesi niçin şimdi öne sürülüyor?
Terörün nisbeten kontrol altına alındığı, PKK'nın tek taraflı ateşkes ilan ettiği ve Avrupa başkentlerinde siyasi mücadele zemini hazırlamaya çalıştığı biliniyor.
Bu yüzden Suriye'ye savaş ilan etmenin zamanlamasındaki mantığı kavramamız güçleşmekte.
***
BAZI gazeteler şimdiden iki ordunun olanaklarını karşılaştıran çizelgeler yayımlamaya başladılar bile.
Türkiye'nin ve Suriye'nin kaç askeri, kaç tankı, kaç uçağı, kaç denizaltısı olduğu yazılıp çiziliyor.
Ne var ki bu kadar basit değil.
Suriye'nin arkasında Arap dünyası var.
Arap alemine savaş açmanın ne getirip ne götüreceği herhalde inceden inceye hesap ediliyordur.
Araplara karşı, İsrail'le askeri ittifak içine girdiğimiz hatırlatılabilir.
Ama İsrail'in de bir Türkiye - Suriye savaşından mutlu olmasını beklememeli.
Büyük bir dikkatle Ortadoğu dengelerini gözleyen İsrail'in böyle bir savaşa sürüklenmekte hiçbir çıkarı yok.
***
GERİYE kalıyor iç politika.
Türkiye, kutuplaşmaların etkisinde giderek daha zor yönetilen bir ülke haline geldi.
Siyaset çözüm değil, sorun üretiyor.
Nisan 1999 seçimlerini hayra yorabilen yok.
Bu durumda halkı büyük milli heyecanlarla yoğuracak, "milli birlik ve bütünlüğü" tekrar yaratacak bir gerilim işe yarayabilir mi?
Milletvekili seçimlerini erteletecek ve belki de Türkiye'de "milli mutabakat hükümeti", Başbakanlık rejimi gibi formülleri kolaylaştırabilecek bir gerilim!
Bilemiyoruz.
Ayrıca böyle bir strateji varsa bile, bunun savaş noktasına varacağını sanmıyoruz.
E mail: livaneli@milliyet.com.tr
