Herkesin başının döndüğü, nereye savrulduğunu bilemediği, birbirine düştüğü, kısacası ortalığın tozdan dumandan görünmediği bugünlerin ve yaşananların bir anlamı var elbette. Ama biz rüzgârın önü sıra sürüklenirken bu anlamı göremiyoruz. Tarihe meraklı çocuklarımız ileride bu olayları binbir ayrıntısıyla okuyup, yerli yerine oturtacaklar. “Balyoz” davası kararlarının şok dalgaları altında soğukkanlı değerlendirmeler yapmak zor elbette. Çünkü ortada “eksik darbe teşebbüsü” suçlamasıyla verilen “eksik mahkeme kararları” var. Duruşma salonunun önüne birikmiş acı çeken aileleri ve onların yana yakıla dile getirdikleri “adil yargılama” taleplerini görmezden gelmeye imkân yok. Dile kolay; kiminin babası, kiminin kocası içeride. Çoğu belli bir yaşta olan tutukluların, yıllara yayılacak olan Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM süreçlerine ne kadar dayanabileceği, hastalıklarını nasıl tedavi ettirebileceği, hatta hapisten çıkıp çıkamayacağı bile meçhul.

Aileler bu korkunç dramı yaşarken, kararların dünyadaki yankılarını gözümün önüne getiriyorum. New York’ta, Paris’te, Tokyo’da, Sydney’de “Türkiye’de ordu mensuplarının darbeye teşebbüs” suçundan ceza aldıklarını öğrenen yabancı, bu haberi pek de yadırgamayacaktır. Çünkü Türk ordusunun geleneğinde darbe eğilimi olduğunu bilmektedir. Bu yüzden “Allah iftiranın yakışanından korusun” sözü çok önemli bir gerçeği ifade eder.Ne yazık ki ordumuza darbe suçlaması pek uzak kalmıyor.Ama Roma hukukundan beri, suçun şahsiliği en temel hukuk kuralıdır. Bizim TCK’da da yer alır bu kural. Daha önce darbe yapan babaların ve ağabeylerin günahlarının, onlardan sonra gelen subayların omuzuna yüklenmesi ve “onlar” diye kategorize edilmeleri büyük bir haksızlık.Bu yüzden kılı kırk yaran, sanıkları ve onların avukatlarını dikkatle dinleyen hassas bir yargıya ihtiyacımız vardı. Ne yazık ki olmadı.

Gününüzü karartmak istemem ama Balyoz kararlarının sadece bir başlangıç olduğunu, önümüzdeki aylarda ve yıllarda buna benzer kararlarla çok karşılaşacağımızı sanıyorum.Keşke yanılsam ama bu kararlar, İslamcı hükümet-laik ordu hesaplaşmasından çok daha ileri bir altüst oluşun, bir kabuk değiştirmenin habercisi.Nasıl ki değişen dünya koşulları Osmanlı’yı değiştirdiyse, bugünün dünyasındaki değişmeler de bizi kaçınılmaz bir biçimde etkiliyor.Sanıyorum ki Türkiye bu tip uygulamalarla, büyük bir değişime ve bir yeni gelin gibi, uluslararası iradenin istediği “yeni düzen”e hazırlanıyor. Bu değişimlere itirazı olabilecek (ve ciddiye alınacak) bütün kişi ve kurumlar, deyim yerindeyse hizaya getiriliyor.Öyle ki, büyük altüst oluş günleri gelip çattığında ve bu yönde kararlar alındığında kimsede itiraz edecek nefes kalmamış olsun.Eğer Balyoz kararlarını dünya, Ortadoğu ve son haftalarda olup bitenler açısından değerlendirirsek tablo ortada zaten.