Yaşlı bir adama oğlu bir cep telefonu almış. “Bunu cebine koy baba,” demiş. “Hiç olmazsa gerektiği zaman senden bir haber alırız. Bak çaldığı zaman şuradan açar konuşursun.” İhtiyar da telefonu cebine koymuş ama açma kapama düğmelerini bir türlü öğrenememiş. Fazla üstüne de düşmemiş zaten. Bir gün camide saf tutmuş namaz kılarken telefon çalmaya başlamasın mı? Yaşlı adamın kulakları duysun diye zil sesi de iyice artırılmış, zır zır çalıp duruyor. Cemaat rahatsız olmuş. Adamcağız apar topar telefonu çıkarmış ama bir türlü susturmayı bilmiyor, çırpınıp duruyor. Yanındaki Müslüman namazını bozmadan seslenmiş: “Kul euzu rabbinnas No’ya bas No’ya bas!” Ama adamcağız bir türlü No’yu bulamıyor. Telefon da öttükçe ötüyor.Y anındaki adam dua eder tonunda sesini yükseltmiş: “Kul euzu rabbinnas No’ya bas No’ya bas Melikinnas No’ya bas İlahinnas Şuraya bas be adam şuraya bas!”

Bu sevimli fıkrayı bizim internet sitesinin forum bölümüne Zafer Köse göndermiş. (www.livaneli.net) Okuyunca hem çok güldüm hem de çok düşündüm. Fıkra biraz bizim halimizi anlatmıyor mu? Biz de yaşlı adam gibi çağın gerekleriyle gelenek arasına sıkışıp kalmış durumda değil miyiz? Bir yandan modern kuleler dikip, bir yandan helal gıda damgasını kovalamıyor muyuz? Bir yanımız Teksas, bir yanımız Cidde değil mi? Ömrünü Avrupa’ya ve temsil ettiği değerlere karşı örgütlenmeler içinde geçirmiş bir siyasetçi başbakan olunca birden Avrupa’nın en gözüpek savunucusu kesiliyor, sonra da AİHM kararını beğenmeyince “Biz onu tanımıyoruz. Ulema karar versin” demiyor mu? İstanbul’daki anlı şanlı “sosyetemiz” defileden çıkıp falcıya, pazarlama konferansından çıkıp üfürükçüye, büyücüye koşmuyor mu?

Elbette bütün bunların ibadetini yapan ve telefon düğmesini bulamayan saygıdeğer yaşlı adamla doğrudan ilgisi yok. Ama mizahın çağrıştırdığı, akla getirdiği şeyler. Türkiye yaşlı adam gibi ne namazını doğru dürüst kılabiliyor ne de telefonunu açıp kapatabiliyor. Hükümetin Batı’ya mahkûm siyaset anlayışı yüzünden hem namazını ifsat ediyor, hem Kopenhag kriterlerini. İkisi arasında bir yere sıkıştı. Bizim gibi insanların durmadan “Şuraya bas be adam, şuraya bas!” diye haykırması da bu yüzden.