Bugünlerde Fransız gazetelerine bir hâller oldu. İhtilalde kafası kesilen XVI. Louis’yi savunan köşe yazarlarıyla, Robespierre’i Danton’u savunanlar birbirine girdi. Ne hakaretler uçuşuyor ortalıkta görseniz. Sorbonne başta olmak üzere üniversitelerde hocalar bunu tartışıyor; öğrenciler şişle, bıçakla, taşla, sopayla birbirinin kafasını gözünü yarıyor. İş Fransa’yla sınırlı kalsa yine iyi. Soğukkanlılıklarıyla pek övünen İngilizlerde de, VIII. Henry’yi haklı ve büyük bir kral olarak görenlerle, görmeyenler arasında kutuplaşmalar başlamış. İngiliz kilisesine karşı çıkıp, ibadetin Latinceye dönmesini isteyenlerle istemeyenler kıyasıya kavga ediyor. Yani İngiltere ikiye bölünmüş durumda. Hadi bu iki ülkeyi anlayalım derken İtalyanlar da Garibaldi’cilerle karşıtları olarak ikiye ayrılmaz mı? Akşamları televizyonlarda herkes birbirine hakaret ediyor, gündüzleri de Roma sokakları kaynıyor. Avrupa’da yaşanan bu gerginliklerin Amerika’ya ulaşmaması düşünülebilir mi? Orada da Lincoln’cülerle, köleliğin geri getirilmesini isteyip Lincoln’ü “Deccal” ilan edenler arasında harp başlamış. New York Times, Washington Post gibi büyük gazetelerin yazarları her gün köşelerinde birbirine saydırıp duruyor. Yazılarda hakaretten geçilmiyor. Ayrıca ABD’de İsa’nın hükümleri mi yürüyecek yoksa kurucu babaların mı tartışması yüz kızartıcı kavgalarla sürüp gitmekte. Politika ve basının bu kadar nefret yaydığı ülkelerde vatandaş da boş durmuyor elbette. Kimi tırmanıp Washington heykeline çekiçle saldırıyor, kimileri “Charles De Gaulle Havaalanını”nın adı değiştirilip Kral Louis Meydanı yapılsın diye yürüyüş düzenliyor, kimi de Trafalgar meydanında lastik yakıp barikatlar kurarak polisle çatışıyor. Hatta geçenlerde Oxford’ta okuyan bir İngiliz genç, VIII. Henry’nin haklı olduğunu iddia ederek kendisini yaktı.

Bunları görünce iyi ki bu durumda değiliz diye bir ferahlık kaplıyor içimi. Ne de olsa medeni ülkeyiz. Abdülhamit’çilerle, Mustafa Kemal’ciler diye ikiye ayrılmıyoruz, Nâzım’cılarla Necip Fazıl’cılar diye kavga etmiyoruz. Pir Sultan Abdal’ı anmaya gidenleri otelde yakmıyoruz, futbol takımı tutarken bile karşı takım mensuplarını düşman kuvveti gibi görüp döner bıçağıyla doğramıyoruz. Üniversite hocalarımız ekranlara çıkıp kılı kırık yaran bir bilimsel tarafsızlık ve dürüstükle konuşuyorlar. Gazete köşeleri, hiçbir önyargıya, fanatizme kapılmadan gerçeği aramakla meşgul. Hiç kimse militan değil. Her şey kibar ve düzeyli, üslup itinalı. Oh be! Ne mutlu Türküm diyene!