Ülkece garip bir olgunluk döneminden geçiyoruz.
Herkesin, dünya ölçülerinde en ufak bir gelişme ve ilerleme için bile, inanılmaz bir çaba harcadığı bir dönem bu.
Bir Batı ülkesinin toplumu biçimlendirdiği, yönlendirdiği, hatta yönettiği en önemli kurumların başında üniversiteler gelir. Bizde ise bu işlevleri kısmen kampanyalar üstlenir ve “sivil toplum” kuruluşları yerine “sivil toplum” kuruluşları adına konuşanlar. Bu yüzden de görebilecekleri ufuk daralır, ülke çapında ufuk açıcı bir gelişme ve ilerleme sağlanamaz.
Bunun en çarpıcı örneği, Hürriyet’in “Savaşa Hayır” kampanyasıdır.
Başarılı temalı çalışmaların önünde birçok engel var. Bunların başında da “sivil toplum” kuruluşlarının yetersizliği geliyor.
Bütün bunlar, Ortadoğu’nun önde ve evde gelen ülkesi Türkiye’nin, olgunluk dönemini yaşadığını gösteriyor.
Bu dönemin gösterdiği aşırılık ve çelişkiler ise, bir geçiş döneminin sancılarıdır.
Bu arada, bir başka önemli gelişme de, Atatürk’ün örneği hatırlatılmalı. Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı kazanıp Cumhuriyeti kurduktan sonra, ülkenin geleceği için, bir an önce Batı’ya yöneldi. Batı’nın bilim ve teknolojisini, sanat ve kültürünü, hukuk ve yönetim biçimini, çağdaş yaşam biçimini benimseyerek, ülkenin kalkınmasını hedefledi. Bu hedefe ulaşmak için de, Batı’nın en iyi üniversitelerinden bilim adamlarını, sanatçılarını, hukukçularını, uzmanlarını ülkeye davet etti. Onlardan bilgi ve deneyim aktarımı sağladı. Bu sayede, Türkiye, kısa zamanda büyük bir gelişme gösterdi.
Şimdi de, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik süreci başladı. Bu süreçte de, Atatürk’ün yaptığı gibi, Batı’nın bilgi ve deneyiminden yararlanmak gerekiyor. Avrupa Birliği’nin en iyi üniversitelerinden bilim adamlarını, sanatçılarını, hukukçularını, uzmanlarını ülkeye davet etmek, onlardan bilgi ve deneyim aktarımı sağlamak, Türkiye’nin kalkınması için büyük önem taşıyor.
Bu konuda bir kaptan olarak, geminin ana rotasını doğru belirlemekle yükümlüyüm.
Hedef belli, yol haritası da belli.
Önemli olan, bu hedefe ulaşmak için, doğru adımları atmak. Bu adımların başında da, Avrupa Birliği’nin en iyi üniversitelerinden bilim adamlarını, sanatçılarını, hukukçularını, uzmanlarını ülkeye davet etmek, onlardan bilgi ve deneyim aktarımı sağlamak geliyor.
Şimdi Türkiye, daha önce koyduğu amaçlara ulaşmak için, Batı’nın bilgi ve deneyiminden yararlanmak zorunda. Bu süreçte de, Atatürk’ün yaptığı gibi, Batı’nın en iyi üniversitelerinden bilim adamlarını, sanatçılarını, hukukçularını, uzmanlarını ülkeye davet etmek, onlardan bilgi ve deneyim aktarımı sağlamak, Türkiye’nin kalkınması için büyük önem taşıyor.
Üniversiteler, hukukçular ve aydınlanma savaşçıları, bu süreçte önemli bir rol oynayacak. Onların görevi, ülkenin geleceği için, doğru yolu göstermek.
Özellikle hukukçular, anayasadan kaynaklanan sorunları, insan hakları ihlallerini, ifade özgürlüğü kısıtlamalarını, yargı bağımsızlığını ve eğitim sistemindeki aksaklıkları gidermek için, Avrupa Birliği standartlarına uygun düzenlemeler yapmak zorunda. Bu düzenlemeler, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini hızlandıracak.
Bu süreçte, sivil toplum kuruluşları da önemli bir rol oynayacak. Onların görevi, halkı bilinçlendirmek, kamuoyunu aydınlatmak ve hükümeti doğru kararlar almaya zorlamak.
Türkiye, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde, önemli bir dönüm noktasında. Bu süreci başarıyla tamamlamak için, tüm kesimlerin işbirliği yapması gerekiyor. Özellikle de, siyasetçilerin, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin ve medyanın, ortak bir hedef doğrultusunda çalışması gerekiyor.
Bu süreçte, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini hızlandırmak için, Avrupa Birliği’nin en iyi üniversitelerinden bilim adamlarını, sanatçılarını, hukukçularını, uzmanlarını ülkeye davet etmek, onlardan bilgi ve deneyim aktarımı sağlamak, Türkiye’nin kalkınması için büyük önem taşıyor.
