Ölümler üst üste geliyor.
Kemal Sunal, Vittorio Gasman, Walter Matthau, aktörlük mesleklerinin en acı sahnelerine imza atarak geçip gittiler bu dünyadan.
Filmleri "mutlu son"la noktalanmadı.
Ne yaparsın ki ölümün çaresi yok.
Doğa hepimiz hakkında peşin bir idam hükmü imzalamış, daha doğmadan önce biletimizi kesmiş.

★★★

Kemal Sunal hakkında yazdığım bir kaç yazı-da, onun, halkın geleneksel masal kahramanı Keloğlan'ın modern versiyonu olarak gördüğümü belirtmiştim.
Yeşilçam'ın belki de el yordamıyla, sezgiyle bul-duğu geleneksel bir şemaydı bu.

Yüzyıllar öncesinden gelen bu masalların başında, Keloğlan en çok ezilen, en çok hakaret gören, en ge-ri zekalı gibi görünen bir zavallıdır. Ama masalın so-nunda talih kuşu başına konar; ya sultanın kızıyla ev-lenir (ya da Kemal Sunal filmlerindeki gibi piyango-dan para çıkar, mirasa konar) ve vaktiyle kendisine acı çektirmiş olan herkesten intikam alır.

Güç ve para sahiplerinin burnundan fitil fitil getirir.

İşte halkın rahatlamak için sarıldığı bu formül, Ke-mal Sunal filmlerinin değişmez şemasıdır.
O da filmlerinin başında zulüm görür ama sonra çevresindeki bütün güçlüleri ezer.

Bu geleneksel tavır, Kemal Sunal'ı bir film oyun-cusundan çok daha önemli bir toplumsal fenomene dönüştürdü.

Onu çok arayacağız...

★★★

Bu iş masal dünyasında böyledir ama tarih bo-yunca ezilen ne yazık ki halk olmuştur.
Bunun en acı yıldönümlerinden birini 2 Tem-muz'da yaşadık.

Aralarında sevgili dostlarımız Metin Altıok, Ne-simi Çimen, Asım Bezirci, Muhlis Akarsu'nun da bulunduğu 37 değerli insan, kundaklanan otelde can verdiler.

Aradan yedi yıl geçmiş.

Yetmiş yıl bile geçse unutulmaması, unutturulma-ması gereken bir vahşet bu.

Kimseye zararı dokunmayan; dünyaya, insana, do-ğaya sevecenlikle bakan, düşmanlarını bile bağışlayan bu örnek insanlar, hunharca, barbarca yok edildiler.

Devlet de seyretti, hükümet de.

Ölümlerinin yedinci yılında dostlardımızı saygıyla anıyoruz.