Zamanın imbiğinden süzülüp gelen bazı sözler çok şey anlatır. Bunlar arasında en sevdiklerimden birisi, Latince “primum non nocere”dir ki daha çok tıp alanında kullanılan bu öğüt, “öncelikle (hastaya) zarar verme!” anlamına gelir. Ne kadar doğru ve bilgece bir söz. Hastayı iyileştirmek için kolları sıvayan doktora, “Tamam” diyor, “tedavi et ama bunu yaparken öncelikle zarar verme! ”Bu bilgece söz, tıp dışındaki alanlarda da geçerli: İnsanlar, toplumlar, gruplar arası ilişkilerde bu ilkeyi uygulayabilmek çok önemli.Kanayan yaraAdına ister “Kürt Sorunu” ister “Barış Süreci“ ister “İmralı Süreci” densin; yıllardır kanayan yara için de herkesin bu ilkeyi benimsemesi gerekir kanısındayım: “Öncelikle zarar verme. Bir yararın olacaksa olsun elbette ama öncelikle zarar vermemeye çalış.” Bu yaranın yıllardır kanadığını yazdım ama aslına bakarsanız yıllardır yerine yüz yıllardır demem gerekirdi. Çünkü Kürt aşiretleri ile Osmanlı devleti arasındaki huzursuzluklar, çatışmalar, isyanlar yüzlerce yıl önceye dayanıyor. Cumhuriyet’le birlikte ortaya çıkan yeni bir çatışma değil bu. İsteyen küçücük bir araştırmayla 1806 isyanını hatta ondan da öncesini öğrenebilir. Cumhuriyet’in kuruluşundan hemen sonra patlayan isyanlarda Kürtlükten çok, hilafeti geri getirme motifi ön plana çıkıyordu ama eninde sonunda onlar da birer Kürt isyanıydı. Bir 30 yıl daha mı? Tarih insanın canını çok yakmıyor elbette ama yakın dönemde yaşananlar yakıyor: Otuz küsur yıldır kanayan yara, Türkiye’nin canını çok yaktı; çok evladımızın toprağa düşmesine, binlercesinin sakat kalmasına yol açtı. Ve hepimiz görüyoruz ki; askeri operasyonlarla, sınır ötesi harekâtlarla, olağanüstü hâl ilan etmekle, üç bin köy boşaltmakla, kamplara bomba yağdırmakla, binlerce korucu tutmakla işin önüne geçilemedi. Peki bu durumda ne yapacaktık? Aynı biçimde devam edip bir otuz yıl daha Anadolu’ya tabutların gelmesini mi izleyecektik? Bir hastayı tedavi etmeye çalışan doktorlar heyeti, eğer tedavi iyi sonuç vermiyorsa, yeni yöntemler üzerinde düşünür, ilaçları değiştirir, gerekirse ameliyata karar verir ama; “hastaya ne olursa olsun; ben ilk kararımdan dönmem!” diyemez. Tedavi metodunu değiştirir ama bunun için en önemli ilke “önce zarar vermemek”olmalı. Ortak iradeyle Hükümetin başlattığı bu sürecin, çeşitli aksamalarla, hatalarla, acemiliklerle sürdürüldüğünü hepimiz görüyoruz. (Hele kamuoyunun bu kadar diken üstünde olduğu bir dönemde TC ibarelerini kaldırmak gibi parlak (!) bir buluşa imza atanları nasıl kutlamak gerekir bilemiyorum; sürece zarar verme noktasında doruğa ulaştılar.) Savaş ağaları dışında, Türkiye’ye barış gelmesini istemeyen bir tek kişi bile yoktur. Mesele bu isteği; ortak, ulusal, herkesin paylaştığı, kimsenin gururunun incinmediği, onurunun kırılmadığı bir irade hâline getirebilmekte. Bu da çok dikkatli, özenli, saygılı bir üslubu ve ulusun ortak değerlerine saygı gösterileceği konusunda teminat verilmesini gerektiriyor. Yoksa bütün bunlar, kaş yapayım derken göz çıkarmak anlamına gelir ki; sonu felakete varır. Bir sorunu gidereyim derken; çatışmayı, bölünmeyi, kutuplaşmayı, nefreti artırma noktasına gelir. Bu yüzden başta hükümet olmak üzere konuyla ilgili bütün taraflara âcizane tavsiyem: Primum non nocere.
