Kuş gribi ciddi bir tehlike. Bir anda global bir felâkete dönüşme olasılığı bulunan korkunç bir hastalık. Yabancı televizyon kanallarında, hastalığın bundan önce dünyayı sarsan İspanyol gribiyle büyük benzerlikler gösterdiğini söyleyen bilim adamlarını izledim. İnsanın kanını donduracak şeyler anlattılar. 1918 yılında başlayan salgın, dört yıllık Birinci Dünya Savaşı’ndan ölenlerden fazla bir insan sayısını, bir hafta içinde öldürmüş. Hastalığa yakalananların gözlerinden ve kulaklarından kan fışkırıyormuş. Bunları, kimseyi korkutmak ve paniğe sürüklemek için değil, konunun ciddiyetini vurgulamak için yazıyorum. Avrupa Birliği bizden kanatlı hayvan alımını yasakladı. Kasabalar karantinaya alınıyor. Hükümetin ve Sağlık Bakanlığı’nın bu işi sıkı tutması, hemen bir kriz masası oluşturması ve halkı yatıştırmak için (bundan önceki radyasyonlu çay örneğinde görüldüğü gibi) gerçeği çarpıtmaması gerekiyor. Peki kişi olarak biz ne yapabiliriz? Uzmanlar bunu bize anlatacak ve alacağımız önlemleri söyleyecek. Ama ben hemen bir öneride bulunmak istiyorum. Gelin şu öpüşme huyumuzdan vazgeçelim. Kadın erkek hepimiz birbirimizin boynuna sarılıyoruz ve her türlü hastalığın yaygınlaşmasına uygun bir ortam oluşturuyoruz. Uzakdoğulular ise el bile sıkmıyor, karşılıklı olarak eğilmek ve selamlamakla yetiniyorlar. Bana kalırsa Türkiye’de her yıl on binlerce kişi bu gereksiz öpüşmeler yüzünden nezle, grip oluyor. Kuş gribi tehlikesi altında gelin bunu bırakalım. Birbirimize olan sevgimizi ve özlemimizi başka türlü gösterelim. Zaten eskiden bu kadar öpüşme yoktu. Sevgili olmayan kadınlarla erkekler birbirlerini öpmezlerdi. Erkeklerin öpüşmesi ise çok tuhaf karşılanırdı. Siz hiç Atatürk’ün ya da İsmet Paşa’nın birileriyle öpüşürken fotoğrafını gördünüz mü? Yanlış anlaşılmasın; kimseyi eleştirmiyorum, ben de sevdiğim arkadaşları öpüyorum. Ama gelin artık, bunu bırakalım. Madem bu kadar ağır bir salgın tehlikesi içindeyiz, öpüşmeyi bırakarak ilk önlemimizi alabiliriz.
