Bizim alışıldık toplantılardan biri için Pa-
ris'e geldim yine.
Sokaklar kalabalık, lokantalar ağzına ka-
dar dolu, insanlar neşeli, gençler sokaklarda
kahkaha atarak dolaşıyor.
Sayıları azalsa da Amerikalı turistler, sanki
bir karnavalın ortasına düşmüşler gibi her şeyi
hayran ve şaşkın bakışlarla izlemekte.
Arada bir bizim gibi sorunlu ülkelerden gelen
insanlar görülüyor sokaklarda, kahvelerde. Elle-
rinde birer yabancı gazete; tek başlarına, yapa-
yalnız okuyorlar. Ya da birbirlerine sokulmuş, ha-
raretli tartışmalara gömülmüşler.
Eğer yaşam denilen rastlantı onları Cezayir
denilen ülkede dünyaya getirmişse, durmadan
Cezayir'in sorunlarını GIA'yı, terörü, İslam'ı
konuşuyorlar. Hem de kıyasıya; kıran kırana, ar-
kadaşını küstürme pahasına...
Eğer yaşam onları Afganistan'da doğma
bahtsızlığına uğratmışsa dillerinde Zahir Şah,
Kuzey ittifakı, merhum Şah Mesut vs.
Türkiye'den gelenlerin suratları da kaygı-
lı...Onlar da durmadan Kemalizm, Ordu, İs-
lam, Ecevit tartışmalarına gömülüyor.
Eğer ana rahminde milyonda bir hedefini bu-
lan sperm onları başka bir ülkede dölleseydi, öle-
ne kadar o ücra köşenin sorunlarını konuşacak-
lar, kavga edecekler, küsecekler, kıskanacaklar,
sonra da zamanı gelince "Hadi bana eyval-
lah!" deyip çekip gideceklerdi. Ama yerlerini he-
men yeni insanlar alacaktı hemen.
Dağlar ve okyanuslar insana dinginlik verir.
İnsanın kendi boyutunu daha iyi kavraması-
na yardım eder de ondan.
Yabancı ülkeler de aynı etkiyi yapmakta: Bir-
çok dil, ülke, bölge, sorun, kavga ve milyarlarca
insanın yarattığı cümbüş içinde kendinizin ve ül-
kenizin boyutunu daha iyi anlıyor, yerli yerine
oturtuyorsunuz.
Ve insanların bu kadar ihtiraslı olması, kırmızı
görmüş boğa gibi körleme dalışlarla yaşaması her
zaman olduğu gibi yine şaşırtıyor sizi.
"Ya başka yerde doğsalardı?" sorusu ta-
kılıyor aklınıza yine.
Herhalde Ege'nin değişik yakalarında ana
rahmine düşseler, Türk milliyetçileri Yunan
milliyetçisi olacaktı şimdi ve Yunanlılar da
Türk milliyetçisi.
Ömrümüz bu tuhaflıklarla geçti ve artık bun-
ları düşünmek insana sıkıntı veriyor.
Son günlerde kendime yapmaya çalıştığım
telkinleri, izninizle size de aktarayım:
Yunus Emre bize "oyalandığımızı” hatırla-
tıyor ya; bunu hiç unutmayalım.
Oyalanıyoruz.
Beş on yıl sonra başkaları oyalanacak.
Sonra da başkaları.
Ve onlar da bir süre için, dünyanın sahibi gibi
hissedecekler kendilerini. Mal-mülk, para, iktidar,
şöhret kavgalarına tutuşacaklar.
Bunu düşünüp, canınızı çok sıkmamaya çalışın.
