Mitolojinin keçi ayaklı bir ilahı
vardır: Pan.
Panik kelimesinin türediği bu
ilah, insan aklıyla hayvan gövdesi arasın-
da sürekli bir gel-gitin temsilcisi.

Aklımız bizi ne kadar rasyonel olmaya
çağırsa da bazen elle tutulmaz gözle görül-
mez korkuyu gövdemizde duyuyoruz.
Karnımızda, bacaklarımızda, göğsü-
müzde dolaşıyor korku; soğuk bir el gibi.

Yaşadığımız deprem kuşkuları da ay-
nen böyle.

Kaç kez sokaklara döküldük, kaç kez
telefonlar açtık ve gizli bilgilere ulaşmaya
çalıştık hatırlamıyorum.

Yer altında kıvrılmış dev bir kob-
ra yılanı gibi uyuyan ve uyandığın-
da hepimizi altüst edecek olan ca-
navarı bekliyoruz.
Ne zaman vuracak?
Büyüklüğü ne olacak?
Gündüz mü gelecek gece mi?
İşte aklımızda hep bu soru var.

★★★
ün İstanbul yine deprem söy-
Dlentileriyle yakalanıyordu
"Bilmem hangi önemli siyaset-
çi, İstanbul'daki ailesini acele
Ankara'ya aldırmış."
"Başbakanlık valilere tamim
göndermiş."
"İzin kullanan doktorların tatil-
leri yarıda kesilmiş ve hepsi geri
çağrılmışlar."
"Amerikalılar 13 Temmuz akşa-
mından itibaren deprem beklenme-
si gerektiğini söylemişler."
Bu sözler havanın kimyasına karışıyor
ve rüzgârla oradan oraya uçuşuyordu.

***
una karşı çıkan sesler de duyuluyor-
Bdu tabi:

"İstanbul'da 10 günlük bir dep-
rem tatbikatı başladı. İnsanlar bunu
deprem uyarısıyla karıştırıyorlar."
"Depremi önceden bilmenin
olanağı yok."
"Amerikan Konsolosluğu'na bir
uyarı gelmemiş."

N
★★★
e var ki bu sözler korkuları bastır-
maya yetmiyor: "Peki 17 Ağus-
tos depreminden önce Amerikan
Konsolosluğu uyarılmış mıydı?" di-
ye soruyorlar.

Herkes sokağa çıkıyor. Parklarda,
bahçelerde, otomobillerde uyuma mev-
simi başlıyor.

Ve Pan tanrının hediye ettiği panik
duygusu, yüreklere soğuk bir yılan gibi
çörekleniyor.

Hep birlikte depremi bekliyoruz.

U
★★★
marım bu yazı yayınlanana kadar
hükümet bir açıklama yapmış olur.
Çünkü söylentiler, halkı gerçek dep-
rem kadar olmasa bile sürekli bir diş ağ-
rısı gibi tüketiyor.