Şair bir başbakan eşinin, tiyatro oyunu yazmaya koyulması Türkiye'nin tatlı sürprizlerinden birisi. Zaten gençliklerinden beri edebiyat ve kültür iklimi içinde olan Ecevit çiftinin, bunca yoğun politik ortamda bile eser yaratmayı sürdürmeleri başlıbaşına övgü konusu.
Kutlarız.

Eminim ki Rahşan Ecevit, "Pülümür'de Aşk" gibi çok güzel ve kitlelere ulaşması kolay bir isim taşıyan oyununu; karakter geliştirme, diyaloglar ve dramatik gerilim açısından oya gibi işliyordur.
Oyun 1960'lar Türkiye'sinde geçiyormuş.
Bence zaman kapsamı biraz daha genişletilse, ilginç bir dramatik kurgu elde edilebilir. Çünkü 20. yüzyıl sonu ve 21. yüzyıl başlarının Türkiye'si, bir yazara daha çok malzeme verir nitelikte.
Diyelim ki Pülümür'de birbiriyle kavgalı iki ailenin oğlu ve kızı müthiş bir sevdaya düşerler.
Romeo ve Juliette'ten beri, düşman ailelerdeki aşık çocuklar konusu çok ilgi çekmektedir zaten.
Rahşan hanımın seçtiği mekanda yani karakolda gelişen sorgulamalarla ilerleyen oyun boyunca şunları öğreniriz:
Ali'nin ailesi, karasevdaya düşen oğullarının ısrarına daha fazla dayanamayarak, aralarında kan davası bulunan Şehmuzgiller'in kızı Ayşe'yi istemeye karar verir.
Aile büyükleri toplanıp bir karara varırlar: Gerçi iki aile arasında yıllardır süren bir kan davası vardır ama bu modern çağda artık buna bir son verme zamanı gelmiştir.
Zaten, Ayşe'nin amcasını öldüren Hamza, yani damat adayı Ali'nin dayısı, bu suçundan dolayı cezaevinde yatmakta ve cezasını çekmektedir.
Daha on yıl hapiste kalacağına göre, devletin verdiği ceza ile yetinmek ve kan davasını burada noktalamak doğru bir davranış olacaktır.
Oğlanın ailesi hayvancılık ve tarımla uğraşmaktadır. Kızın ailesi ise tarım aletleri imal eden küçük çaplı bir atölyeyeye sahiptir ve iki ailenin de gelir durumu iyidir.
Şanlı şerefli bir düğün hazırlığına girişirler. Ali ile Ayşe'nin mutluluğuna diyecek yoktur.
Ama bu sırada hiç beklenmedik birşey olur: Katil Hamza, adına "şartlı salıverme yasası" denilen ve milyonlarca insanın muhalefetine rağmen çıkarılan bir yasayla serbest kalır. Bunun üzerine iki ailenin arası tekrar açılır. Çünkü Hamza, Pülümür'e gelmiş ve öldürülmekten korktuğu için silahla dolaşmaya başlamıştır. Öldürme sırası rakip ailededir ve kendisini öldürebilecek yaştaki tek aday da Ali'dir.
Hamza Ali'ye pusu kurar ve Ali'yi öldürür; tekrar hapse döner.
Bu sırada Türkiye'yi pençesine alan korkunç ekonomik kriz Pülümür'ü de kasıp kavurmaktadır. Hayvancılık ve tarım öldüğü için kız ailesinin beli bükülür, Ali'nin ailesi ise küçük işletmelerini kapatmak zorunda kalır. İki aile de icraya düşmüştür.
Gençler, kapağı Almanya'ya atmak ve oradaki akrabalarının yanına giderek kendilerine bir gelecek kurmak isterler ama vize almayı başaramazlar.
Çünkü milyonlarca insan vize kuyruğundadır ve 1970'li yıllarda elimize geçen, Avrupa Birliği üyesi olma fırsatı, zamanın başbakanı tarafından elinin tersiyle geri çevrilmiştir.
Oyun böylece mahvolmuş iki ailenin ve mezardaki Ali'nin ardından Ayşe'nin yaktığı ağıtlarla biter
Perden inerken, "Kendim ettim, kendim buldum-Gül gibi sararıp soldum" türküsü duyulmaktadır.
Değerli Rahşan hanımefendinin eserini kutluyoruz.