Elimde bir kitap var. Adı, Rica Etsem Saçımı Okşar mısınız. Mustafa Mutlu’nun birbirinden bağımsız gibi görünen öyküleri bir roman bütünlüğü içinde bir araya getirerek edebi bir yeniliğe imza attığı kitap bu. Severek ve büyük bir zevkle okuduğum bu öykü-romanı sizlere anlatmak için oturdum ama daha sonra kitaba yazmış olduğum önsözü paylaşmanın meramımı anlatmaya yeteceğini düşündüm. İşte o önsöz…
TEPKİLİ BİR YÜREK
Gazetecilik ile edebiyatın tuhaf bir akrabalık ilişkisi vardır. Bu iki alan, her akraba arasında olduğu gibi bazen kavga eder, bazen barışırlar, ama mutlaka birbiriyle ilgilidirler. Yalnız edebiyat mı? Felsefe alanında bile gazetecilikle ilişki kuran büyük düşünürler görülmüştür. Alın size José Ortega y Gasset! Bu büyük İspanyol düşünür, en önemli tezlerini gazetelerde köşe yazısı olarak yayınlamış, bunu eleştirenlere de “Düşüncelerimi pazaryerinde anlatıyorum” diye cevap vermiştir. Büyük romancımız Yaşar Kemal de gazetecilikten gelmiş, Türk basınına yepyeni bir röportaj anlatımı kazandırmıştır. Çok iyi hatırlıyorum; yıllar önce Gabriel García Márquez’in şöyle bir sözünü okumuştum: “Yüzyıllık Yalnızlık romanının konusunu bulduktan sonra hemen çalıştığım haber ajansına teleks çektim: ‘İstifa ediyorum, roman yazacağım’ dedim. Sonra eski arabamı sattım. Karıma ‘sıkıntı çekmeye hazır ol’ dedim ve daktilonun başına geçtim.” Şu anda elinizde bir gazetecinin kitabını tutuyorsunuz. Mustafa Mutlu kardeşimin kitabını…Benim tanıdığım Mustafa Mutlu’nun gerçeği savunmak, namuslu yaşamak, namuslu yazmak ve sevgili ailesi dışında hiçbir tutkusu yok. Haksızlığa, yanlışlığa tahammül edemiyor ve bunu her gün apaçık ortaya koyuyor. Hem sözle hem yazıyla…Günü gelmiş, çok sevdiğini tahmin ettiğim beni bile kıyasıya eleştirmekten geri durmamış namuslu bir yürektir o… Ben bu eleştirilere hiç alınmam, hiç gocunmam. Çünkü bilirim ki bunlar duru ve dürüst bir yüreğin çırpınışlarıdır. Bu yüzden eleştirilerini yönelttiği diğer dostların da kırılmaması gerektiğini düşünürüm. Mustafa’yla görüşlerimiz yüzde yüz uyuşur mu? Hayır. Bazı konularda çok tartışır, çok ayrı noktalara sürükleniriz, ama aramızdaki temel anlayış hiç değişmez. Bağımsız, emeğe ve yaratıcılığa saygılı, demokratik, insan haklarından yana, kimsenin ezilmediği, kimsenin sömürülmediği, yolsuzluklardan hırsızlıklardan arınmış, uygar, çağdaş ve laik bir Türkiye. Asıl amaç bu olunca, yollar ve yöntemler tartışılabilir elbette… Arthur Miller, “Bir terzi için kumaş ne ise bir yazar için de gerçek odur” demişti. Bu söz belki de en çok Mustafa’ya yaraşır. Bu kitapta tepkili bir yüreğin fısıltılarına ve çığlıklarına tanık olacaksınız.
