Sevenleri ve dostları, bugün saat 14.00’te büyük halk ozanı Ruhi Su’nun ve eşi Sıdıka Su’nun mezarı başında toplanacaklar. Bir anma için mi? Hayır. Bu mezarlara saldıranları kınamak ve sanatçılara sahip çıkmak için. Ne yazık ki Türkiye bu duruma geldi işte. Sanatçılarının mezarlarına saldırmayı milliyetçilik sanan kuşaklar yetiştirildi. İdil Biret gibi büyük bir sanatçının konserini basan bir zihniyet yeşerdi. Hepimizin külahımızı önümüze koyup ciddi ciddi düşünmemiz gereken gün bu gündür. Nerede yanlış yapıldı? Bir ülkenin İdil Biret gibi, Ruhi Su gibi sanatçılarıyla yüceldiği gerçeği nasıl unutturuldu? Katillere, gangsterlere “Türkiye seninle gurur duyuyor!” diye tezahürat yapılan bir ortamda, ülkenin yüz akı sanatçılarına saldırılacağı gerçeği nasıl görülemedi?

Geçenlerde bir belediye başkanı, bir Nâzım Hikmet heykeli dikmeye kalkıştı. Mahalleli ve esnaf engel oldu. “Nâzım heykeli olursa taşkınlıklar, saldırılar meydana gelebilir. Yapmayın” dediler. Belediye başkanı uyarıları dinledi ve orası fıskiyeli havuz oldu. 1963’te bu dünyadan ayrılmış bir şairin anısına bile sahip çıkılamıyor artık. Bırakın 1963’te ölmeyi, 16. Yüzyıl’da idam edilmiş Pir Sultan Abdal’ı anmaya kalkanlar bile otelde yakılıyor. Mezarlara saldırılıyor.Bu ne korkunç bir ruh durumudur! Ne kara bir cehalettir.

Sanatçılar bir ülkenin dilidir. Eğer sanatçıları susturursanız o ülkenin dilini kesmiş olursunuz. Bu durumu sağcılık-solculuk, laiklik-muhafazakârlık gibi sunmaya çalışmak da ayrı bir suç. Çünkü kavga, karanlıkla aydınlık arasındadır. Karanlık uzun vadede aydınlığı hiçbir zaman yenememiştir. Türkiye’de de yenemeyecek. Saldırganlar unutulup gidecek, Ruhi Su ve İdil Biret adları yıldız gibi parlamaya devam edecek. Ama kısa vadede bu karanlığın yoğunlaşması tehlikesi de yok değil. Hepimizi boğacak bir karanlık, adım adım yaklaşıyor.Uyanık olmamız gereken günlerden geçiyoruz.