Can Dündar’ın eline sağlık. Benim yazmak istediklerimi bir bir saymış, dünkü Milliyet’te şöyle diyor:”1990’larda Güneydoğu’da köyler yakılıp boşaltılır ve haneler zorunlu göçe tabi tutulurken, “Bu insanlar nereye gidecek, nasıl ekmek yiyecek?” diye feryat edenler teröre destekle suçlandı.Kurunun yanında yanan, evlerinden köylerinden olan yüz binlerce insan, önce Akdeniz kentlerini, sonra İstanbul varoşlarını mesken tuttu.Çocuklarını yokluktan sokağa saldılar.Bir öfke seliyle gelen o çocuklar, taşındıkları her kentin altını üstüne getiriyor şimdi…Paris’in gettolarında 15 gündür yaşanan şey, İstanbul varoşlarında taksit taksit yaşanıyor, 15 yıldır…

“Bizde adettir, tarlaya ne ekildiğiyle hiç ilgilenmeyiz ama sonra ortaya çıkan ürün hepimizin kafasını kurcalar.”Yahu bu tarlada bu kadar ısırgan otu bitmesinin sebebi ne?”Ne olacak.Isırgan otu tohumları ektin de ondan.Buğday ekseydin buğday çıkardı ortaya, arpa eksen arpa.Ama sen ısırgan otu ekip, buğday çıkmasını bekledin.Seni uyaranlara, “Yarın bir gün tarla ısırgan otundan kurtulamayacak, yazık ediyorsun” diyenlere de kızdın.Şimdi ayıkla bakalım ısırgan otlarını.Büyük kentleri esir alan şiddeti kınayan ve “Ne oluyor bize?” diyen manşetler, yıllar önce atılmalıydı.Yani iş işten geçmeden.

Milyonlarca insanı batıya göç ettirmenin mimarlan bu ülkede yıllarca “Türk büyüğü” olarak anıldılar.Ne sosyoloji biliyorlardı, ne tarih.Ama akıllarının her şeye yettiğini sanıyorlar ve milyonlarca Kürt asıllı yurttaşı bati kentlerine göndererek asimile edeceklerini, eriteceklerini sanıyorlardı.Tam tersi oldu.Ege ve batı kentleri Mezopotamya’ya benzedi.Köyleri yakılan, baskı altında kalan, zulme uğrayan insanlar, aç ve umutsuz kitleler olarak İstanbul’un, İzmir’in, Antalya’nın, Mersin’in dış mahallelerini doldurdular.Buralarda zorlu bir yaşam mücadelesi vermeye başladılar.İşte sonuçlar ortada.

Anlı şanlı yöneticilerimiz, tarihsel medeniyet bölgelerini birbirine katmış olmanın, birinin yerine diğerini geçirme akılsızlığının zehirli meyvelerini hepimize toplatıyorlar şimdi.Kendi toprağını bombalamanın, kendi yurttaşına dışkı yedirmenin nerelere vardığını hep birlikte görüp yaşıyoruz işte.Şemdinli’de patlayan bombalar ve tutuklanan askerler de beni hiç şaşırtmıyor.Çünkü yirmi yıl, otuz yıl süren çatışmaların “savaş ağaları” ürettiğini bütün dünya biliyor.Olmasa şaşardım.

Yine Can Dündar’la bitireyim yazıyı:”O uzak coğrafyalar bombalanırken duymadınız.Evler, köyler boşaltılırken tınmadınız.Yüz binler at arabalarına yükledikleri üç beş parça eşyayla göçerken aldırmadınız.Ne yiyip içecekler diye kaygılanmadınız. Çocuklarına sahip çıkmadınız.Göçenlerin çığlığı sizin güvenli sokaklarınıza ulaşmaz sandınız.’Bana dokunmayan bin yıl yaşasın’ dediniz.Gün geldi, büyüyen çocukların öfkesi varoşlardan taşta, kentinizi esir aldı.Şimdi siz sığınacak güvenli varoşlar arıyorsunuz.Sokaklar onların…”