Bu hafta yazılarımı Şanghay ve Pekin’den göndereceğim ve doğal olarak size Çin’den söz edeceğim. Çünkü İstanbul’da, Ankara’da medya ve siyaset çevrelerinin göbeğindeyken bile anlamakta zorlandığımız Türkiye’yi, o kadar uzaktan yorumlamak olanaksız. Türkiye’nin büyük dönüşümü konusunda çok yazılıp çiziliyor ama hiç kimsenin elinde yeterli bilgi ve veri yok. Dolayısıyla yazdıklarımız tahminlerden ibaret. Ama bazen bir cangılı içindeyken görmeniz zorlaşır, ağaçlara, sarmaşıklara takılıp kalırsınız. Ormanın üstünden bir helikopterle geçtiğinizde ise geneli daha iyi algılama olanağına kavuşursunuz. Türkiye’ye genel olarak baktığımızda ne görüyoruz. Bu köşeyi okuyanların sık sık rastladığı bu parametreleri bir kez daha sıralayalım:1. Türkiye’de siyasi mücadele yok, rejim mücadelesi var. Ülkenin kuruluşuyla ilgili temel ilkeler tartışılıyor.2. Her demokrasi sağ ve solda iki ana partiyle yürür. Bu partiler ülkenin temel prensiplerinde anlaşır ama daha çok ekonomik modellerde fikir ayrılığına düşerler. Bu yüzden sağ ya da solun iktidara gelmesi, o ülkelerde temel değişikliklere yol açmaz.3. Askerî darbeler Türkiye’nin sağ ve sol ana parti yapılanmalarını mahvetmiş, bu boşluğu etnik, dinî ve milliyetçi partilerin doldurması gibi son derece tehlikeli bir yapılanmaya yol açmıştır. 4. Demokrasi standardımızın yükselmesi Batı demokrasilerinde olduğu gibi erkler ayrımına, ana sağ – ana sol partilerin oluşmasına ve din, milliyetçilik, etnisite gibi temel değerler üzerinden siyaset yapmamaya bağlıdır. 5. Türkler 1000 yıldır Batı’ya doğru yürüyen bir halktır. Son 250 yılımız Batılılaşmak için verilen büyük ve bazen de kanlı mücadelelerle doludur. Atatürk devrimleri bu sürecin sonucunda doğmuştur ve ülkenin temel yönelimlerini değiştirmek sanıldığı kadar kolay değildir.
Çin’den devam etmek üzere hoşçakalın.
