Türkiye ilginç bir ülke!
İnsanı karamsarlığa sürükleyebilecek her türlü koşulun ortaya çıktığı anlarda bile devlet kademelerinden aydınlık ve çağın ruhuna uygun analizler yükselebiliyor.
Yargıtay Başkanı Sayın Sami Selçuk'un sözleri buna çok iyi bir örnek oluşturmakta.
Selçuk diyor ki: "Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda kendisini A'dan Z'ye gözden geçirmelidir."
Son derece doğru ve gerçekçi bir saptama.
Bu cümledeki A'yı anayasa, Z'yi ise zam yağmuru olarak algılayabilir ve böylece Anayasa ile demokrasi, ekonomi, yabancı sermaye, istihdam ve refah toplumu yaratma ideali arasındaki kopmaz bağları kavrayabiliriz.
Toplum sözleşmesi anlamındaki yapıcı bir anayasaya sahip olmadan yolsuzluk ekonomisini önleme ve ekonomik krizden kurtulma reçetesini bulamayacağımızı anlayabiliriz.
Belki yaza yaza bazı bilinçli okurlarımı sıkıyorum ama anayasa, demokrasi ve ekonomik gelişmenin bir bütün olduğu iyice anlaşılıncaya kadar tekrarlamaya devam edeceğim.
Çünkü aldığım bazı okur mesajlarından anlıyorum ki bazı kişiler, hâlâ ekonomik gelişmeleri demokrasiden, demokrasiyi adaletten ayrı düşünme eğilimindeler.
Oysa Türkiye artık bu "aymazlık" lüksüne sahip değil!
Geldiğimiz yol ayrımı bize "Ya demokrasi, ya hiç!" diyor.
Bu mesajı doğru okumalıyız.
***
Bir araştırmacı; Türk basınının son on yılda Lozan ve Sevr tartışmalarına ne kadar yer ayırdığını incelese, sonra bunu Kopenhag ve Maastricht ile karşılaştırsa ne kadar ilginç bir sonuç çıkacağını düşünebiliyor musunuz?
Herhalde Kopenhag ve Maastricht, Sevr ve Lozan'ın onda biri kadar bile yer tutmamıştır basınımızda.
Oysa ilk ikisi geçmişimiz, son ikisi ise geleceğimizdir.
Dolayısıyla biz geleceğini değil, durmadan geçmişini didikleyen bir toplum olma durumuna düşüyoruz.
Geçen yüzyıl başlarını tartışmaktan, 21. yüzyılı göremiyoruz.
Eğer Mustafa Kemal de bu anlayışta olsaydı, ömrünü Tanzimat Fermanını tartışarak tüketmesi gerekirdi.
Ama zekâsı onu bu tehlikeden korudu.
***
Bu ülkenin okumuş yazmışlarının sırtında büyük sorumluluklar var.
Artık lütfen "meleklerin cinsiyeti"ni, yani geçici çözümleri, siyasi dedikoduları, kişilere bağlı yorumları, hamaseti, komplo teorilerini bırakıp bakışlarını temel konulara çevirsinler.
Yani anayasa, anayasal ekonomi, toplumsal sözleşme, çağdaşlaşma, yeniden yapılanma, demokrasi, devletin sınırlandırılması, saydamlık, Avrupa Birliği ve dünya ile bütünleşme gibi yaşamsal kavramları tartışsınlar.
Bunlar da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kopenhag Kriterleri ve Maastricht Sözleşmesi demek!
Aydınların sorumluluğu, Türkiye'yi, bir türlü giremediği 21. yüzyıla taşımak değilse nedir?
Orijinal
