Fotoğraftaki adamın elinde tuttuğu, gerçek insan kemiği.
New York'da bir binanın üstune yapışmış dev posterden size gülümsü...
Bir AIDS hastasının ölüm anı.
Paris'te bir dergiden size bakıyor.
Sarı ve siyah iki çocuk elele tutuşmuş. Siyah çocuk şeytana benziyor.
Roma caddelerinden sizi süzüyorlar...
Bu görüntüler İtalyan Benetton firmasının dünyada tartışma yaratan reklamları...
Olivier Toscani'nin geliştirdiği reklam kampanyası insanları, 20. yüzyılın dehşetiyle karşı karşıya getiriyor.
Doğum anındaki çocuklar, son nefesini veren AIDS'liler, kan, şiddet, cinsellik, ter ve çıplak gerçek.
Çoğu zaman kışkırtıcı ve sert.
Bu kampanya dünyada tepkiyle karşılandı. Bir çok ülke bu fotoğrafları yasakladı.
Ama belki de Toscani'nin ve Benetton'un amacı da buydu:
Belki de 20. yüzyılın en kışkırtıcı reklam kampanyasını yapmak.
İtalyan Echo dergisindeki bir makaleye göre, bu kampanyaya tepki duyan çevreler bir karşı kampanya hazırlıyorlar.
Bu tepkisel çıkış, şiddetin karşısında fantaziyi savunuyor.
Kampanyayı hazırlayan bir başka İtalyan hazır giyim devi; Stefanel.
Benetton'un reklamlarındaki şiddete karşı, çocuksu bir masal dünyasını savunuyorlar.
Kağıttan gemilere binmiş çocukların mavi gökyüzünde uçuşları ya da kristal berraklığındaki sularda çiçeklerle yelken açmaları gibi imajlar kullanıyorlar.
İşin bana ilginç gelen yanı ise Luciano Pavarotti ve Umberto Eco'nun bu kampanya içinde yeralmaları.
Umberto Eco, zamanımıza uyarlanabilecek bir masal yazmış, Eugenio Carmi ise resimlemiş.
Dergi bu masal kitapçığının Mart sonunda dağıtılacağını haber veriyor.
Stefanel firması ilk 100 bin kopyayı satın almış.
***
Böylece Umberto Eco, çıplak ve sert gerçeğe karşı, düş dünyasını ve fantaziyi savunuyor.
Acaba bu fantazi, insanlardaki şiddet tutkusunun yerini alabilecek mi?
Televizyon ekranını dolduran onca şiddet filmine bakınca insan umutsuzluğa kapılıyor.
Ekran başına geçen insanlar gittikçe dozu artıran bir uyuşturucu bağımlısı gibi; "Hadi" diyorlar. "göster!. Kopan kelleleri, fırlayan gözbebeklerini, fışkıran kanları göster..."
Hatta son yıllarda, en irkiltici şiddet sahnelerinde gülme modası başladı.
Paris'te, New York'da, sinema salonlarını dolduran gençler en kanlı görüntüleri kahkahalar arasında izliyorlar.
Zaten şiddetle içiçe yaşadığımız bir dönemde durumumuz, bombalanmış şehirde, yıkıntılar arasında kaybolmuş bir çocuğun hıçkırığını geçirmek için, arkadaşından kendisini korkutması ricasına benziyor.
Bakalım Umberto Eco'nun çabası ne kadar başarılı olacak.
Belki de "Gülün Adı" değil de, gülün kendisi kadar ince bir çaba bu...
